EkoYapı Dergisi - Ekolojik Yapılar ve Yerleşim Dergisi

“Şok Edebildiğin Ölçüde İlginçsin, Yaratıcısın ve Güzelsin

Özlem Bahadır

İmplant deyince aklıma dişçi gelir. Babamın yıllar önce dişçisiyle yaşadığı sancılı süreç, yaşamıma hem dişçi korkusunu hem de implant kavramını kattı.

İmplant, “vücuda yerleştirilen madde” demek. Yani ‘doğmuş’ olana ‘yapılmış’ın eklenmesi.

Aşırılıklarıyla meşhur Lady Gaga bir tv programına yüzündeki piramid formlu prostetikleriyle katılınca implant kavramı yeniden gündeme geldi. En azından benim gündemime.

Lady Gaga’nın implantlardan güzelliğin bir başka biçimini tecrübe etmek üzere faydalanıyor olması konuyu benim için yeterince ilginç kılıyor. Kabul edilebilir ve çekici olana dair genel kabul gören standart anlayışın tersi bir yaklaşım bu. Bu tarz bir güzellik anlayışı “şok edicilik” üzerine kurulu.

Şok edebildiğin ölçüde ilginçsin, yaratıcısın ve tabii güzelsin.

Lady Gaga’nın ‘insan-ötesi’ prostetikleri Erwin Olaf’ın “le dernier cri” başlıklı sergisinde yer alan Fransız ‘hyperbodies’ leriyle benzeşiyor. Hollandalı fotoğraf sanatçısı Olaf, bu tavrı yenilikçi ve yüksek kültür’e dair bulanlardan.

Kavramın Fransız yorumunda ‘hyperbody’, göğüs implantları gibi basit kuvvetlendirmeler ya da botox benzeri bedensel restorasyon işlemleri demek değil. Hyperbody, yüksek kültür. En azından “Le Dernier Cri” isimli projesinin bir parçası olarak aşağıdaki fotoğrafı çeken Erwin Olaf’a göre.

En ekstrem implantlar geleceğin yeni ‘normal’i olacak

Yapılı çevremizdeki implantlar da giderek çeşitleniyor.

İnsanoğlunun barınak ihtiyacı ile başlayan yapılı çevre üretimi, bugün Hollanda’nın 2000m yüksekliğinde devasa bir dağ yapma projesiyle şaşırtıcı noktalara ulaşmış durumda. Gazeteci Thijs Zonneveld’in şakayla karışık önerisi çoktan ciddiye binmiş. Hollandalıların sıfırdan bir dağ yaratma çalışmaları sürüyor.

Olaf’ın vizyonuna göre en ekstrem implantlar geleceğin yeni ‘normal’i olacak, gelecekte implantı en belirgin ya da en aşırı olanın en güzel sayılacağı bir dönem yaşanacak.Yani Etiyopya’nın tabak dudaklı Surma kadınları geri dönüyor.

Benzer şekilde yapılı çevrede topoğrafyanın en umulmadık, en hayret verici, şok edici dönüşümlerinin yeni ‘güzel’i, yeni ‘ideal’i tarifleyecek olması da mümkün.

Bu durum bizi rahatsız eder ya da tersine bu yeni duruma bayılırız, o kişiye göre değişir ama şurası kesin ki, insanoğlunun faaliyetlerinde yeni kırılma noktaları yaşaması kaçınılmaz.

Yeniye ve farklı olana yönelen insanoğlu kendi sınırlarını her geçen gün daha da zorluyor. İnsanin arayişinin sonu yok.

İnsan doğası gereği gelişmeli ,ilerlemeli, kendini tekrara düşmemeli. Bu, tamam. Ama bugün genetik teknolojisinin de yardımıyla öylesine farklı değişimlerden, başkalaştırmalardan söz ediyoruz ki, insan bu yeni oluşumları nasıl değerlendirmesi gerektiğini, nasıl yorumlayacağını kestiremiyor. Bugün canlılığın insan eliyle yeniden şekillendirilmesi söz konusu.

Genetik bilim aslında farkında olalım olmayalım günlük yaşamda yerini çoktan almış durumda. Diyabet hastalarına insülin, genin domuzlardan alınıp bir bakteriye aktarılmasıyla sağlanabiliyor. Başta Hepatit B aşısı olmak üzere birçok aşı GDO’lardan elde ediliyor. Susuzluğa dayanıklı bitki geliştirme çalışmaları gene bu teknolojinin yardımıyla sürüyor. Ancak aynı zamanda kusursuz gen kavramının toplumsal hayatta yol açabileceği sosyal ve ahlaki felaketler de ortada.

Ne yönde ilerleme, neye doğru ilerleme?

Bu yeni imkanların tuhaf bir şekilde insanı heyecanlandıran, merak uyandıran bir tarafı da yok değil. Gördüğümüz, bildiğimizden ötesi ile ilgili çünkü. Yapılabileceklerin sınırlarını kestiremiyoruz, o yüzden heyecan verici, o yüzden ürkütücü.

Gerçi uluslar arası anlaşmalarla yasaklanmış durumda ama Dr.Moreau’nun adası* ndaki tuhaf genetik denemelerin gerçek olmasına kadar varabilecek enteresan ve tehlikeli bir dönemdeyiz.

Tüm bu arayışlar, kimilerince ilerleme olarak yorumlanıyor ama bu imkanlarla yapılabileceklerin hepsnin aynı kefeye konması ve ilerleme olarak tanımlanması ne kadar doğru? Bildiğimizin ötesine dair her yeni arayış, her yeni buluş, her yeni imkan bizi gerçekten de ileriye mi götürüyor? Ne yönde ilerleme, neye doğru ilerleme?

Gelişme ve ilerleme kavramlarını -önyargısız biçimde-masaya yatırmak gerek..

İlerleme, evrimi yaratıcı şekilde desteklemekle mümkün. İnsanın ilerlemesi demek, yaşamı zenginleştirmesi demek, çeşitliliği arttıran değişimler, dönüşümler, yapıcı, onarıcı yeni katılımlar demek.

Kültürel değişimler –elbette belli riskler içeriyor olmakla beraber yaşama katkı sağlayan doğal süreçler olarak değerlendirilebilir. İnsanın konvansiyonel olanın dışındakini araması doğaldır ve bence dejenerasyona varmadığı müddetçe cesaret ve yaratıcılık gerektiriyor olmasından dolayı takdire değer bir tavırdır.

İmplant, doğanın sundukları ve insanın doğaya kattıkları noktasında bir okuma yapabilmemize imkan tanıyan bir kavram olarak önemli. Konu kavramın içerdiklerinin çok ötesinde de olsa, implant, insanın doğaya müdahelesinin bugün vardığı noktayı anlama sürecinde iyi bir başlangıç noktası teşkil ediyor.

İnsan bu yeni dönemde gerçekten zorlu tercihlerle karşı karşıya. Anlamlı olanı, yaşamı çoğaltanı diğerlerinden ayırabilme sağduyusu gerekiyor. Elindeki gücü hangi doğrultuda kullanacağı noktasında iş düşüyor insana. İnsan olmak, her şeyi yapabilir olmak demek değil elbet.

Aklıyla, kalbiyle, vicdanıyla hareket edebildiği, gücünü bu çerçevede yönlendirebildiği ölçüde insan, insan olabilir, insan kalabilir.

Korkarım içinde bulunduğumuz bu yeni dönemde bunu kendimize ve karar vericilere ara sıra hatırlatmamız gerekecek.

“Nextnature” araştırmalarından faydalanılmıştır. www.nextnature.net

* Dr. Moreau'nun Adası, Herbert George Wells'in 1896'da yayınlanan ve daha sonra sinemaya da aktarılan bilimkurgu romanıdır.


Yorum yaz...

Teşekkür ederiz. Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.
Üzgünüm. Yorumunuz gönderilemedi. Lütfen tekrar deneyin.
  • (Yayınlanmayacak)