Yarışma Süreci Böyle Geçti...

Gelin yarışma sürecini, yarışmayı düzenleyen gençlerin ağzından dinleyelim:

‘Sürdürülebilirlik- yeşil yapı ve kentler’ temasıyla yapılan çağrı metni ile farklı disiplinlerden, ekoloji konusunda farklı fikirlere sahip lisans öğrencileri olarak Çevre Dostu Yeşil Binalar Derneği bünyesinde bir araya gelindi. Süreç boyunca gerçekleştirilen toplantılar sonucunda ortaya birçok fikir çıkarken aynı zamanda yeşil bir öğrenci hareketinin temelleri de atılmış oldu.


Çevre Dostu Yeşil Binalar Derneği ve EkoYapı Dergisi yetkililerinin yürütücülüğünde, eylül aynının ilk haftasında ilk toplantı gerçekleştirildi. Gerçekleşmesi hedeflenen etkinlikler doğrultusunda beklenilenin ne olduğunun genel bir çerçevesini çizen bir sunum yapıldı.

Dernek tarafından bu yıl ikincisi düzenlenecek olan Yeşil Binalar Zirvesi'nde ilk kez "Yeşil Gençlik Hareketi" adı altında lisans öğrencileri tarafından kurgulanacak etkinliklerin düzenlenmesi hedeflendi. Amacı, üniversite öğrencilerini bu konuda düşünmeye teşvik etme ve halkı ekolojinin önemi konusunda bilgilendirmek olan, katılımcıları lisans öğrencilerinden oluşan Yeşil Gençlik Hareketi tarafından düzenlenecek etkinliklerin beyin fırtınasından üretim sürecine kadar olan tüm basamaklarında yine lisans öğrencilerinin yer alması amaçlanıyordu.

Toplantıda, yürütücülerden Özlem Bahadır'ın yönelttiği soruya istinaden, lisans öğrencilerinin yeşil bina ve yeşil kent denince akıllarına gelen olgular üzerinde duruldu. İnsanlarda sağlıklı yeşil bina/kent bilincinin oluşabilmesi için nasıl bir rota izlenebileceği konusunda verdikleri fikirler ile devam etti. ‘Yeşil, ekoloji ve çevre’ kavramlarına her bir katılımcı farklı fikirler üretirken, tüm bu farklı fikirler, yine öğrenciler -bizler- tarafından tartışılarak ve sonucunda öğrencilerin bir fikirde karar kılmalarıyla sonuçlanacak sürece zemin oluşturdu.

Gazetecilik, mimarlık, çevre mühendisliği, şehir ve bölge planlama, işletme gibi çok farklı disiplinlerden gelen lisans öğrencileri toplantılar süresince fikirlerini beyan etme noktasında grupla ortak bir paydada buluşabilmek amacıyla kimliklerinden olduğunca arınmaya çalıştılar. Üniversiteye girmeden önceki altyapıları ve üniversiteye girdikten sonraki süreçte lisans programları dahilinde edindikleri deneyimlerin ve bilgilerin fikirlerini domine etmesini ellerinden geldiğince engellenmeye çalışıp, nötr bir şekilde toplantının akışına yön vermeye çalıştılar.

Günümüzde ekoloji kavramının artık her alana dahil edilen bir trend olarak ele alındığını fark ettik. Farklı disiplinlerce benimsenmiş gibi duran bir kavramın her disiplin tarafından yeniden yorumlanıp tanımlanması ve ekoloji teriminin Türkiye’de yeni gelişen bir konumda olması nedeniyle konuyla ilgili farklı tanımlamaların kavram karmaşası yarattığı belirlendi.Bu nedenle tüm katılımcıların ekoloji kavramına dair farklı algıları olduğu görüldü. Bunlardan bazıları, kamusal alan yetersizliği-niteliksizliği, atık konusunun üzerine gidilmesi, yaygınlaşması için gündelik hayatın hemen her alanında farklı teşvikler ve sistem önerisiydi. Toplantıda ayrıca günümüzde yaşamın doğal döngülerinin fark edilmiyor olmasına dikkat çekildi. Kentin sadece insanın ihtiyaçlarına karşılık veren bir oluşum olmaktan öte anlamları olduğu, üzerinde konumlandığı coğrafik alanın kuşlar, bitkiler ve diğer tüm canlılar için de hayati önem taşımakta olduğu hatırlatıldı. Yakaladığımız fikir çeşitliliğiyle yapacağımız etkinliklerin ana hatları oluşmaya başladı..Öğrenciler tarafından beyan edilen fikirlerin, gençlik hareketi kapsamında, yarışma, atölye çalışmaları, basılı yayınlar, kongre ve daha birçok farklı yöntemle sokağa, insanlara ulaşmasını sağlaması üzerinde düşünüldü. Öncelikli olarak yarışma fikrine odaklanılmaya karar verildi.

Sıkça dile getirilen büyük değişimlerin olabilmesi için, öncelikle insanların algısının değişmesi gerektiği konusu bizi, bu büyük değişim ve bilinçlendirme "projesinin" toplumun hangi grubuna yöneltilmesi gerektiğine itti. Yapılan projeler, kapitali ve gücü elinde tutan yatırımcıları mı; yoksa nüfusun büyük çoğunluğunu teşkil eden ve yatırımcıları istekleri ile birtakım değişikliklere gitmeye zorlayabilecek güce sahip olan, hayatın gerçekten içinde yer alan "halk"ı mı hedef almalıydı? Halkın sağlıklı bir ekoloji algısı edinmesine katkı sağlanması, ekoloji bilincinin toplumun geneline yayılması ve ekolojik binalar ve kentlerin önemi konusunda farkındalık oluşturulması pek çok katılımcı tarafından temel gereklilikler olarak dile getirildi.Yarışma sırasında "fabrika sahipleri" olarak nitelendirilen, sayıca az olmalarına rağmen dünyanın gidişatı ile ilgili büyük kararları birkaç kelimeyle veren bu kişilere de hitap edilmesi gerektiği düşünüldü. Çünkü dünyanın, ekosistemin, hayatın sadece arz-talep dengeleri üzerine kurulu olmadığının altını çizersek, bazı değişimlerin sistem içindeki en büyük payı etkisiz hale getireceğini öngördük. Böylelikle sosyal statü piramidinde en üst konumda bulunan bu azınlık grubun yarattığı çevresel kirliliğin çoğunu sadece üstten inme, etütsüz ve bilimsellikten uzak kararları ile meydana getirdiği ortaya koyulacaktır.Öğrenciler tarafından yapılan tüm beyin fırtınası süresince “Peki bu nasıl bir farkındalık yaratacak” sorusu sıkça dile getirildi. Böylece odaklanılması gereken temel konunun ‘’bilinçlendirme’ olması gerektiğine karar verdik.

Yapılan toplantılar ardından üstünde en çok durulan ve yöntem olarak benzerlik gösteren "Kendi Eylem Planını Kendin Yap" ve "Halka Yeşil Binanın Gerekliliği Nasıl Anlatılır?” konuları arasından seçim yapılması noktasına gelindi. "Kendi Eylem Planını Kendin Yap" fikrinin yarışma konusu olarak değerlendirmektense ileride atölye konusu olarak geliştirebileceğimize karar verdik. Büyük dönüşümlerin yapılabilmesinin yolunun en kitlesel ve genel nüfusun dönüşüm istekleri ile zorla ya da zorlamadan yatırımcıları da teşvik edeceği görüşünde hem fikir olunması katılımcıları "Halka Yeşil Binanın Gerekliliği Nasıl Anlatılır?” sloganına odaklanmaya yönlendirdi. Sonrasında temanın halkın hangi grubuna anlatılacağı konusu üzerinde tartışılmaya başlandı. Ancak kime halk dendiği, halkın ne anlama geldiği, halk olabilme durumuna erişebilmek için ne yapılması gerektiği noktalarına kesin bir cevap verilememesi katılımcıları halk olgusundan ve insanlara toplum tarafından atanan herhangi bir sıfattan arınmış bir slogana yönlendirdi. Tüm "sosyal piramit"lerin düzleştirilmesi ve ekosistemin, doğanın bir parçası olan insanı herhangi bir isim atamasından arındırarak, sadeliğin yakalanması gerektiği fikri katılımcıları insana odakladı. Ürünleri ile herkese ulaşmayı, herkesi heyecanlandırmayı hedefleyen yarışmanın mottosu haline gelecek ve yarışmanın temelini oluşturacak cümlenin en başta kendine çeken kimliğini yalınlıkla harmanlamak insana odaklanma fikrini daha çekici hale getirdi. Yarışmanın sloganında hemfikir olundu; "İnsanlara Yeşil Bina-Kentin Gerekliliği Nasıl Anlatılır?"

Toplandık, tartıştık, uzlaştık ve ürettik.. bu çalışmayı yaparken çok şey öğrendik. Kurgu aşamasından, ürünün elde edilmesi aşamasına kadar, hedef kitlenin bir parçası olan bizlerin fikirleriyle olgunlaşan tüm bu süreç, bize bu tür organizasyonların oluşumunda hedef kitlenin bir parçası olmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlattı. Yarışmanın katılımcılarına şimdiden başarılar dileyerek ‘Gel sen anlat’ çağrısında bulunuyoruz.

Düzenleme Komitesinden Aylin (Ayna), Betül (Uralcan), Cansu (Üstündağ), Defnegül (Kayaoğlu), Dilara (Sur), Esra (Oktay), Ezgi (Akyüz), Hüma (Şahin), Kübra (Günay), Mahfuz (Güngör), Mert (Güller), Mithat (Marul), Mustafa (Kaba), Onur (Karadeniz), Yağmur (Hürremoğlu) ve Zihni (Başsaray).

*Alfabetik sıraya göre listelenmiştir.


Yorum yaz...

Teşekkür ederiz. Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.
Üzgünüm. Yorumunuz gönderilemedi. Lütfen tekrar deneyin.
  • (Yayınlanmayacak)