EkoYapı Dergisi - Ekolojik Yapılar ve Yerleşim Dergisi

Mars'a Gitmeyi Planlayan İnsanoğlu İçin Bu Seyahat 'Kurtuluş' Olmasın !

Altınbaş Üniversitesi Rektör Yardımcısı Emre ALKİN

Eğer bir devrim yapılacaksa şu bilinmelidir ki devrim tabandan gelir kolay bir şey değil, ama Roma’yı bir günde yaratmadılar. Ama şu ana kadar geldiğimiz gibi yola devam edersek 2023 yılında Mars’a gitmeyi planlayan insanoğlu için bu seyahat macera değil kurtuluş olur.

Yeşil Binalar denildiğinde aklımıza iki şey geliyor. Bir tanesi çevreye ve doğaya duyarlı yapılar, diğeri ise enerji tasarrufu. Ben ekonomist olarak enerji tasarrufu tarafından bakacağım konuya.

Tasarruf yapmak gerçekten mümkün mü? Yoksa biz insanları tasarruf yapacağız diye kandırıyor muyuz?  Tasarruf doğrudan şahısların ceplerini ilgilendirdiği için büyük bir hassasiyet arz ediyor. O zaman şu sorular aklımıza geliyor. Yeşil binaları üretirken tasarruf yapma konusunu  bugün için mi yoksa yarın için mi konuşuyoruz? Bir diğeri çevreye duyarlı iddiasıyla dikilen 1 km yükseklikğindeki bina yeşil ile gerçekten uyumlu mudur? Yeşil binalar sadece yeşile mi saygılıdır? İç dekorasyon yeşil binaya ne kadar katkıda bulunur? Tüm bunları bir de ekonomi ve sosyoloji  birimiyle yorumlayarak bir soru soracak olursak, tasarruf bugünün tasarrufu mu, yarının mı? sorusu akla gelir. Aramızda ekonomistler varsa bilirler. Yarının tasarrufları bugünün yatırımlarıyla belirlenir. Bu sorulara cevap vermek hem kolay hem de zor. Çünkü  sürekli olarak gündelik hırslarımızla, giderek unutmaya başladığımız vicdan ve akılcılık arasında sıkışmış durumdayız.  Burada toplanma amacımızın insanlık için, dünya için ve hatta evren için son derece faydalı olduğunu hepimiz bilsek de neden anlatmakta bu kadar zorlanıyoruz? Sebepleri çok.

Ama konunun ne tasarımla ne mimariyle ne de teknolojiyle çok fazla bir alakası yok. Çünkü sizler zaten fikirlerinizle, ürettiklerinizle, tasarladıklarınızla insan zekasının ulaşabileceği sınırları zorluyorsunuz. Belki de ortalama insan zekası, beklentisi zevk ve alışkanlıkları, sizlerin ulaştığı nokta arasında bir boşluk yaratıyor. Sizler epey ilerdesiniz, ortalama insanın zevki ve alışkanlık beklentisi ise biraz uzakta. Bunların arasına bir köprü kurmak gerekiyor. Çünkü bu köprüyü kurmazsak anlaşılamamak sorunu ortaya çıkıyor. Nasıl ki bazıları demokrasiden, insan haklarından, ifade özgürlüğünden, eğitimden, ilerlemeden, teknolojiden  hoşlanmıyormuş gibi konuşur. Benzer şekilde yeşil binalarda çevreye duyarlı olmaktan, ozon tabakasını daha fazla delecek gazlar salgılamasının önlenmesinden de hoşlanmayanlar da olabilir. Ayrıca bu durumdan menfaat sağlayanların da sesinin çok daha yüksek çıktığını söyleyebilirim. Esasında biz bu faydaları anlatmakla fazla vakit geçirmiyoruz. Bunları anlamayanlara karşın elitist bir mesafe koyuyoruz. 

Halbuki biz milyonlarca insana karşı bir avuç insanız. Ve onların anlamaması biraz da bizim anlatamamızdan kaynaklanıyor. Belki de tek sebep bu değil.

Bilimlerin sıralanmasında en önemli etken deney ve gözlem yapabilme özelliğidir.  Buradan hareketle şunu söyleyeceğim Adam Smith bilimleri sıralamaya çalışmıştır ve bu sıralamada ekonomi en son sırada yer almıştır. Çünkü ekonomide  insan karakteri işin içine girdiği için pozitif bilim değil. İki kere iki dört etmiyor. Sabah çocuğu olan bir insanla cenazesi olan insanın vereceği karar bir olmuyor. Fakat mimaride ve mühendislikte böyle değil. 

Adam Smith’e göre insan hiçbir zaman elindeki ile yetinmez. Hep daha fazlasını ister. Yeşil kavramının belki de önündeki en önemli engel bu.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Adam Smith ile paralellik gösteren şu cümlesini tekrarlamak istiyorum “Hususî menfaat, ekseriya, umumî menfaatle tezat halinde bulunur. Bir de hususî menfaatler en nihayet, rekabete istinat eder.”

“Halbuki yalnız bununla iktisadî nizam tesis olunamaz. Bu zanda bulunanlar, kendilerini, bir serap karşısında aldatılmağa terkedenlerdir.” 

“Fertler, şirketler, devlet teşkilatına nazaran zayıftırlar. Serbest rekabetin, içtimâi mahzurları da vardır; zayıflarla kuvvetlileri müsabakada karşı karşıya bırakmak gibi… Ve nihayet fertler bazı büyük müşterek menfaatleri tatmine muktedir olamazlar.’’  Yani menfaatleri yöneten güçlü yapıları gelecek için çalışan zayıf yapılara karşı mücadelesinde yine en büyük destek devletten gelmelidir.
Bu iki örneği vermemin sebebi insanoğlu en kötü şartların bile garanti olduğu yerde keşfetmekten vazgeçer. Yani alışılmış mutsuzluk için keşfedilmemiş her türlü mutluluğu feda etmeye hazırdır.  Eğer böyle olmasaydı bence bu evrenin en büyük tahrip makinesi olmazdı insanoğlu.  Aşktan futbola, kullandığı arabadan oturduğu semte, okuldan siyasete kadar her yerde insanoğlu popüler olanın peşindedir. Eğer talan popülerse onun da peşindedir. Bunun okula gidip gitmemekle de alakası yoktur. Aksine insanlar ne öğrenirlerse öncelikle evlerinde ve çevrelerinde öğreniyorlar. Adam Smith ve Atatürk’ün yaklaşımlarını da hatırlayarak şu iki soruyu soruyorum. 

İnsanoğlunun elindekiyle yetinmemesi yeşillenmeyi yeşil kentleri yeşil binaları etkilemekte midir? Lüks konfor ve menfaat arayışıyla yeşile saygı arasındaki dengeyi nasıl sağlayacağız? Kabul etmek lazım ki ihtiyaçlar ihracesinin ilk basamağında yeşil binalar yoktur. İnsan ihtiyaçları en basit ve en hızlı şekilde karşılanıyor. Yeşil kentleşme bir avuç avangarde insanın kanun koruyucuya baskı yaparak maliyetleri yükselttiği bir keyfiyet olarak da görünüyor bir çok yerde. Daha da ilginç olan doğanın içinde yaşarken doğaya saygı gösterenlerin betonlara kavuştuktan sonra bunu kaybetmeleri.

Eskiden tabiata saygıyı adeta ibadet gibi uygulayan, bir başka çevreye geçiş yaptığında  bunu unutuveriyor. Kötü ya da iyi şartlara evrende en çok adapte olan yaratık insanoğlu. Madem ki bulunduğu şartlara hemen uyum sağlıyor o zaman insanı tabiata yaklaştırmaya çalışmak lazım. En başta bunu yaparsak çok  tasarruf ederiz diye de kandırmamak lazım. Çünkü bugünün tasarrufları önemli değil, yarına bakmalıyız. Madem ki insanoğlu popüler olanı öncelikli olarak tercih ediyor o zaman yeşil kavramını  extraordinary tasarımların fil dişi kulelerinden toplumun en alt kısmına indirgemek zorundayız.

Madem ki öncelikler, davranışlar ve tepkiler insanoğlunun evinde ve çevresinde gördükleriyle şekilleniyor o zaman yeşil bina konseptini yukarıdan değil temelden benimsetmek zorundayız. 

Özetle yeşil binalar çevreye duyarlı ve tasarruf  adı altında kullanılmadan bugünün ve geleceğin insanca yaşamını inşa etmek amacıyla, öncelikli olarak düşük gelir seviyesindeki kitleler için çalışmalıyız. Bugün olduğu gibi mimarların ve mühendislerin ve elbette müteahhitlerin yüksek kazanç elde etmek için öne çıkardığı bir elitist yaklaşım asla olmamalı. Eğer bir devrim yapılacaksa şu bilinmelidir ki; devrim tabandan gelir kolay bir şey değil ama Roma’yı bir günde yaratmadılar. Ama şu ana kadar geldiğimiz gibi yola devam edersek 2023 yılında Mars’a gitmeyi planlayan insanoğlu için bu seyahat macera değil kurtuluş olur. Başka gezegenleri de dünyanın bu haline benzetmeyeceğimiz konusunda bir garanti yok.  Sizlerden talebim: Anlamıyorlarsa, anlatın! İnsana rağmen insana faydalı iş yürütemezsiniz. Liderlik edin,  patronluk yapmayın. Lider liderlik eder, orkestra şefi gibi idare eder beraber yürüdüğü herkesin kalitesini arttırır ve en zor eseri sanki kolay bir müzik parçasıymışcasına ahenkle idare eder. 



Yorum yaz...

Teşekkür ederiz. Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.
Üzgünüm. Yorumunuz gönderilemedi. Lütfen tekrar deneyin.
  • (Yayınlanmayacak)