EkoYapı Dergisi - Ekolojik Yapılar ve Yerleşim Dergisi

Bilgi Gücü​ Her Şeyin Üstündedir

BTM Optigreen Sponsorluğunda yapılmıştır.

MAA
Melike ALTINIŞIK

Sonsuz bir iştahla araştıran, ekip çalışmasına kalpten inanan, farklı disiplinlerle entegre çalışmaktan çekinmeyen, geleceğin kompleks sorunlarını bugünden kendisine dert edinen, enerji kaynaklarını en iyi kullanan her mimar ve tasarımcının önü her zaman açıktır.

Sizi biraz tanımak ve ofisiniz Melike Altınışık Architects kuruluş hikayesini öğrenmek isteriz.

“Bir gün mimar olacağım” cümlesinin küçük yaşlardan beri bilincime kazılı olduğunu hesaba katarsak bugün geriye baktığımda ne İstanbul Teknik Üniversitesi lisans eğitimini birincilikle tamamlamam ne de mimari yüksek lisans eğitimini Londra’da bir Tasarım Araştırma Laboratuarı olan Architectural Association DRL’de yapmam tesadüf duruyor.  Eğitim sonrası hayatımı yine “o cümle” şekillendirdi. Londra’da uluslararası profesyonel platformda ZHA ile geçen yaklaşık 7 yıllık süreçte, master-plan, yüksek yapılar; konferans merkezi, müze gibi kültürel yapı tasarımlarından özel üretim mobilya tasarımlarına, farklı ölçeklerde, geniş bir yelpazede bir tecrübe kazandım. 2013’te Istanbul’a dönüp tüm bu birikimi ve tecrübeyi Melike Altınışık Architects (MAA) çatısı altında güçlü ve dinamik bir mimari tasarım ekibiyle birlikte kullanmaya karar verdim. Çeşitli ulusal, uluslararası ve davetli mimari proje yarışmalarında, sergilerde ve yayınlarda yer alma fırsatımız olduğu gibi tasarımlarımız FEIDAD Tasarım Ödülü (Far Eastern International Digital Architecture Design Award) ve İsviçre Sanat Ödülü (Swiss Arts Award) gibi birçok prestijli ödül aldı. Bana da, bu yıl ‘European Centre for Architecture Art Design and Urban Studies ‘tarafından her iki senede bir düzenlenen, tasarım ve mimarlık alanına yenilikçi, yaratıcı ve gelecekte tasarımı yönlendirebilecek bir ruha sahip 40 yaşın altındaki genç mimar ve tasarımcılara verilen “Europe 40 under 40” ödülünü getirdi. 

MAA’da amacımız, tasarım ölçeği ne olursa olsun, günümüz yenilikçi tasarım yaklaşımları üzerinde derinlikli çalışmalar yaparak yeni tecrübeler yaratan mekânlar tasarlamak. Son işlerimiz arasında İstanbul’da Çamlıca Korularına yayılmış anten kulelerinin tek yapıda birleşerek, çağdaş iletişim sistemlerinin 369 metre yüksekliğinde hayat bulacağı Çamlıca TV ve Radyo Kulesi gibi özel bir proje de var.

Son dönemde Türkiye’de yapılan projelere baktığımızda ‘mevcut’ tasarım ve üretim tekniklerinin en iyi şekilde kullanıldığını görebiliyoruz.

Zaha Hadid Architects deneyimi ve sonrası Türkiye’de mimar olma tecrübelerinizi anlatbilir misiniz? 

Architectural Association’ın tasarım araştırmaları laboratuvarında özellikle ileri düzeydeki bilgisayar ile hesaplama konusundaki tüm araştırmalarımı, ZHA sayesinde uluslararası platformda uygulama gerçekleştirme şansım oldu. ZHA, sürekli gelişim ve değişim içerisinde olan, 2006 yılında 80-90 kişi iken geçen yıllar içerisinde 350-400 kişiye büyüyen, dünyanın her yerinden mimarların bir araya geldiği bu ortamda, bilgi akışının merkezinde olmak benim için vazgeçmesi zor bir okul gibiydi.  

ZHA’da çalışırken dünyanın değişik yerlerindeki, farklı ölçek ve tipolojideki projeleri Çin’den Dubai’ye ABD’den Avrupa’ya farklı coğrafyalarda dünyanın çeşitli yerlerinden mimar ve mühendislerle birlikte yaratma imkânı buluyorsunuz. Uluslararası bağlamda mühendislerle kurulan bu ilişkiler zinciri sayesinde, projelerin mimari tasarım dilinin gerektirdiği geometrik zorlukları aşmak için sürekli teknolojilerin, üreticilerin ve hatta müşterilerin sınırları zorlanan bir gelişim ortamı ortaya çıkıyor. 

Ofis içi proje bazlı ya da genel olarak düzenlenen seminerler ile bunlar destekleniyor. Her şeyin odağında ise ‘iyi’ iş üretmek var. Bu anlayışın yansımalarının MAA’da bir ekol olarak sürdürülmesine özen gösteriyoruz.

Geçtiğimiz son 15 yıl içerisinde Türkiye’de tasarım ve mimarlık ortamında büyük gelişmeler sağlandı. Çok tartışmalı bir konu olmasına rağmen bu ilerlemede, mimarlara projelerini gerçekleştirme imkânı sunan ve hızla gelişen inşaat sektörünün ve yatırım imkânlarının gücü yadsınamaz. Son dönemde Türkiye’de yapılan projelere baktığımızda ‘mevcut’ tasarım ve üretim tekniklerinin en iyi şekilde kullanıldığını görebiliyoruz. ‘Mevcut’ diyorum çünkü uluslararası bağlamda yeni bir kuram, yeni bir mimari bakış açısı veya yeni bir üretim metodu ortaya koyan bir yaklaşım içeren projeler ile pek karşılaşamıyoruz. Aslında bu konuya eğitim, işveren ve olanaklar gibi birkaç açıdan bakmak daha doğru olur. 

GÖRSELLER
AFA (Ahmet Faik Abasıyanık) Kültür Merkezi, Sakarya (Bu ve yan sayfadaki tüm görseller)

Eğer bir mimar olarak siz bir yapıyı adeta bir mücevher gibi konsept tasarımından uygulamasına kadar tüm aşamalarda en ince ayrıntısına kadar tasarlamak istiyorsanız, öncelik sizin ile aynı görüş açısında olabilecek, kent için olsun, kullanıcı için olsun yaratılan mekanların tasarımında ve kurgusunda sizin ile aynı kaygıları paylaşabilecek bir işveren ile çalışma imkanınız olması önem taşıyor. 

Bazen bir proje size direkt işveren tarafından gelirken bazen de yarışmalar aracılığı ile projelerin konseptleri hayat buluyor. Ancak ister özel sektör olsun ister kamu olsun, herkesin bir acelesi var. Projeler uluslararası standartlarda olmalarına ve tüm kompleksitesine rağmen, işveren açısından üretim hızının önem taşıdığı bu içinde bulunduğumuz dönemde, projeler hala eski alışıla gelmiş teknikler ile inşa edilmeye çalışılıyor. Bu yüzden mimarlara da şartları zorlayıcı koşullar yaratma imkânı da pek kalmıyor. 

MAA sahip olduğu global tecrübe ile lokalde yaşanan bu zorlukların üstesinden gelmek için, teknoloji ile kurduğu güçlü bağın gelişim ve araştırmaya verdiği önemin bileşkesinde ürettiği özgün çözümler ile, insanların yeni tecrübeler deneyimlemelerine olanak sağlayan mekânlar yaratan tasarımların hayat bulmasını sağlayabiliyor. Mevcut alışılmış sisteme karşın sarf edilen her emek size mimarlık hayatınızda çok değerli tecrübeler zinciri olarak geri dönüş yapıyor. 

Kendi ekip kurgunuzu ve iletişiminizi nasıl yaratıyorsunuz?  Ofis sinerjisinin projelere yansıma biçimi nasıl oluyor?

MAA olarak projelerimizin konsept tasarımından uygulama safhasına kadar tüm aşamaların da farklı disiplinlerin bir arada yer aldığı bir bilgi paylaşım platformu yaratıp, bu ortamı aktif kılmak bizim için MAA tasarım kültürünün en önemli yapı taşlarından biridir.  Bu ‘paylaşım’ ortamının oluşması için en öncelikli koşul ise sizin ile aynı görüş açısında olabilecek, aynı kaygıları ve hassasiyeti paylaşabilecek bir ekip kurma imkanınızın sağlanması gerekir.  MAA: MELIKE ALTINISIK ARCHITECTS aslen benzer düşünce yapısına sahip bu mimarlar topluluğunu temsil ediyor.

MAA ekibinde mimarlar arası hiyerarşik düzen her ne kadar olması gerekse de konu tasarım üretmeye gelince herkesin tasarım fikrine değer verilen ve iyi olan tasarımın uygulanmasına karar verilen bir felsefenin hâkim olduğu bir sistemin içerisinde mimarlık yapılabilmesini sağlamak öncül koşuldur ve sürekli gelişim içerisinde, sürekli öğrenen, araştıran bir ekip yer almaktadır. MAALab de bu bağlamda ekibin araştırmalarına olanak sağlayan bir tasarım araştırma laboratuvarı olarak işliyor.

Mevcut alışılmış sisteme karşın sarf edilen her emek size mimarlık hayatınızda çok değerli tecrübeler zinciri olarak geri dönüş yapıyor. 

MAA’nın teknoloji ile olan güçlü bağı sayesinde tasarım ve proje süreçlerinde kullanılan programların ne olduğunun ötesinde, onların tasarım üretim akışına olan katkısı daha fazla önem teşkil etmektedir. BIM (Building Information Modeling - Yapı Bilgi Modellemesi) proje süreçlerimizde tasarımdan uygulamaya bilgi paylaşım platformuna olanak sağlayan bir tasarım ve projelendirme anlayışı olarak yer almaktadır. Hesaplamalı tasarım bilgisayar programları, 3boyutlu yazıcılar, robot kollar, sanal gerçeklik gibi birçok teknolojik araç tasarım ve projelendirme süreçlerimiz ile entegre kullanılabiliyor. Bu sayede MAA ‘Mimar & Mühendis’ ilişkisini birbiri ile sürekli zıtlaşan masanın iki ucunda dikey hiyerarşik yapı içerisinde yer almaları yerine, bu durumu dönüşüme uğratıp dirsek dirseğe yatay bir hiyerarşik düzlemde eş zamanlı tasarım ve üretim yapabilen projelendirme süreçlerinin ortaya çıkmasını sağlıyor.

MAA’nın bu paylaşımcı ofis sinerjisi sayesinde ofis bünyesindeki tüm çalışmalarda yenilikçi ve özgün çizgisi olan tasarımların ve mimari projelerin gerçekleştirilmesine olanak sağlanmaktadır. 

’Herkes bir gün mimar olacak’ başlıklı konuşmanızda, bunu bilişim teknolojilerinin gücüne dayanarak söylediniz sanırım ama güncel fikirleriniz ile tekrar bu konuyu açabilir misiniz?  Değişim  ve dönüşüm dünyasında mimarların üretiminde ve multidisipliner iş yaşamında neler değişti neler dönüşüme uğradı?

Modernizm tasarımın kodlarıyla oynadı, ortaya yeni bir form çıktı. Bir mimarın hiç değişmeyen hayallerinin başında tasarım için daha çok ‘zaman’ ayırmak ve tasarlananı ‘eksiksiz’ gerçek kılmak gelir. Tüm bu değişim ve dönüşüm sürecinde, mimar için asıl olan ‘tasarım’ın mimarın odak noktasında olmasına olanak sağlamaktır.

GÖRSEL Yemen’in Socotra adasında ortalama 500 yaşındaki ‘Dragon Blood’ ağacı.

Doğa, mimarlığın başlangıcı, dünyanın baş mimarı; ondan öğreneceklerimiz asla bitmez. 

Bu bağlamda mimarlar hızla gelişen ileri teknolojilerin değişim ve dönüşüm döngüsü içerisinde kendilerine bu hayallerini gerçekleştirme doğrultusunda en fayda sağlayacak araç ve yazılımları kimi zaman uçak sanayi, otomobil endüstrisi hatta animasyon dünyası gibi sektörlerden alıp  mis-use kavramı içeresinde kullanarak dijital tasarım üretimi açısından önemli bir platform yaratmıştır. Tasarımda hız ve çeşitliliğe olanak sağlayan bu farklı dijital (yazılım) platformların mimarlar için oluşumunda, sadece mimar kimliği ile yetinmeyip Mimar-Matematikçi, Mimar-Bilgisayar Mühendisi, Mimar- İnş. Mühendisi vb. disiplinlerarası mesleki kimliklerin önderliğindeki kişilerin önce lokal olarak kendi proje bazlı yazılımlarını oluşturmaları ve bunlar ile yetinmeyip bu araçları daha da ileri götürerek günümüzde 3 boyutlu yazıcılar ve robotlar ile evler bile inşa edilebilmenin önünü açmışlardır. 

Mimarların kendilerine daha rahat bir tasarım ortamı sunmak için her geçen gün daha da hızlı ve entegre bir şekilde geliştirdikleri bu tasarım ve üretim döngüsünde gelecekte artık mimarın soyso-kültürel bağlamdaki geliştirici ve çözüm üretici değişen rolü ‘Sistem Kurucu’ olma gerçekliği ile yüzleşecektir. 

Her seferinde çeşitlilik gösterebilen, bulunduğu iklimsel ve çevresel etmenlere duyarlı, proje bazlı özel çözümler üretebilen yapı sistemleri geliştirmeye doğru evirilerek tasarıma yön veren, bu kompleks algoritmalar ve parametrik veriler gelişen bilgisayar yazılımları sayesinde mimarlar tarafından tasarım sürecine daha kolay adapte edilebilir ve konfigüre edilebilir hale gelmektedir. En basit örnek olarak bugün hayatımızın vazgeçilmezlerini oluşturan cep telefonlarının sistemlerine entegre edilen bazı teknolojik özellikler ile sadece bir telefon olmanın ötesine geçip bir fotoğraf makinası da olabilme özelliği kazandırılmıştır. Bu sayede tüm cep telefonu kullanıcılarının önceden kuralları tanımlanmış bir sistem içeriğinde adeta iyi birer fotoğrafçı olabilme olanakları sağlanmıştır. Yakın gelecekte buna benzer durumları belli tipolojideki mimari yapılar içinde görebileceğiz. Mimarların sistem kurucu rolü üstleneceği bu tipolojiler sayesinde ‘herkes bir gün mimar olabilecek.’

Modernizm tasarımın kodlarıyla oynadı, ortaya yeni bir form çıktı. Tüm bu değişim ve dönüşüm sürecinde, mimar için asıl olan ‘tasarım’ın mimarın odak noktasında olmasına olanak sağlamaktır.

GÖRSEL Çamlıca Anten Kulesi İç Mekân.

Mimarlığın sürdürülebilir ve ekoloji  boyutuyla ilgili görüşleriniz ve çalışmalarınızdaki pratiğini öğrenebilir miyiz? Sizin için malzeme nedir? Kullanmayı  çok sevdiğiniz vazgeçemediğiniz bir malzeme var mıdır?

Bundan sadece 50 yıl önce 3,5 milyar olan dünya nüfusunun geleceği için kaygılanan araştırmacılar o dönem, bugüne yönelik birçok araştırma yapmış, ütopyalar kurgulayıp geleceğe önermelerde bulundu. Bugün 7,5 milyara yaklaşan dünya nüfusunun 30 yıl içinde 15 milyara ulaşması öngörülüyor. Mimarlıkta sürdürülebilir olmak için önce insanlığın sürdürülebilirliği düşünülmeli. Bunun için geleceğin yaşamları tasarlanmalı ve sonrasında yapılı çevrelerde gerekli projeler geliştirilmeli. İnsanlığın sürdürülebilirliği aslen mimarlıkta enerji kullanımını nasıl yönettiğimizle ilgili. Yapılan tüm tasarımlarımız bir şekilde insanlar için yaratıcı yaşamsal mekân çözümleri oluşturuyor. Diğer taraftan da en az madde kullanımı ve tüketimini nasıl sağlanabileceği üzerine geliştirici arayışlar içeriyor.

Doğa, mimarlığın başlangıcı, dünyanın baş mimarı; ondan öğreneceklerimiz asla bitmez. Ne kadar usta bir mimar olduğunu anlatmak için aklıma gelen ilk örnek, Yemen’in Socotra adasında karşımıza çıkan ortalama 500 yaşındaki ‘Dragon Blood’ ağacı. Aslen ağacın kendi bünyesinde barındırdığı tüm organizasyonel, yapısal ve strüktürel sistemsel özellikler ile bir yandan zemin ile güçlü bir bağ kurabilmesi diğer taraftan ise başka canlılar için bir yaşam merkezi oluşturabilmesi, C02 ve su ile beslenmesi, gölge oluşturabilmesi, tüm sistemlerin bir harmoni çevresinde birleşmesi ile bütüncül bir ahenkteki ihtişamı ile asırlar boyunca karşımızda duruyor olabilmesi… Bu öğretileri metaforik bağlamda görsel bir yüzeysellikle yapmak yapılabilecek en büyük yanlış. İşin özünde sistemleri, organizasyonel matematiği ve analitik ilişkiler bütününü anlamalı.

Doğadan öğrenerek sistemler kurgulamanın gücü aslen yaşamı çeşitli enerjilerin bir maddeler bileşkesi bağlamında görebilmekle de ilişkili. Bu öğretilerin teknolojik gelişmeler sayesinde hesaplanabilir strüktürlere ve mekânlara dönüştürülebilir olmasını sağlayacak yenilikçi sistem çözümlerinin, en az madde kullanımı ile hafif doğal malzemelerin araştırılması MAA’nın vazgeçilmezlerini oluşturuyor. 

En az madde kullanımı ile hafif doğal malzemelerin araştırılması MAA’nın vazgeçilmezlerini oluşturuyor. 

GÖRSEL
İstanbul’da Çamlıca Korularına yayılmış anten kulelerinin tek yapıda birleşerek, çağdaş iletişim sistemlerinin 369 metre yüksekliğinde hayat bulacağı Çamlıca TV ve Radyo Kulesi

Şu an yapımı devam eden Çamlıca TV ve Radyo Kulesi projenizden kısaca bahsedebilir misiniz?

Doğal güzelliklerin içinden dinamik ve organik bir form olarak yükselen, futuristik bir karaktere sahip bir yapı bu. Tasarım sürecinin temelinde; bulunduğu yerle kurduğu güçlü ilişki yatıyor. Projenin tasarım hikayesi Küçük Çamlıca Korusu’nda var olan park yürüyüş yolunun, doğal zeminden ince bir çizgiyle ayrılıp giriş kütlesine bağlanarak üst örtüde Adalar-Kadıköy manzarasına bakan seyir yoluna dönüşmesiyle başlıyor.  

Kule tasarımının girdilerinin başında hâkim rüzgar yönü, manzara odakları ve iletişim sistemlerinin ana taşıyıcı ile kurduğu güçlü bağ yer alıyor. İstanbul, Çamlıca Korularına yayılmış anten kulelerinin tek yapıda birleşerek, çağdaş iletişim sistemlerinin 369 metre yüksekliğinde hayat bulacağı Çamlıca TV ve Radyo Kulesi’nin giriş kütlesi, halka açık fuaye, kafe, sergi ve medyatek alanlarını içinde barındıracak. Kulenin iki yanında yükselen “Panorama Asansörler”, monolotik gövdeyi hem besleyen hem de ikiye ayıran mimari elemanlardır. Ziyaretçiler, panaroma asansörleri ile 180 metre boyunca hem bir yanda tarihi yarımada diğer yanda Karadeniz kıyılarına uzanan dikey bir seyahat tecrübe edecek hem de İstanbul’u deniz seviyesinden yaklaşık 400 metre yükseklikte seyir ve restoran katlarından izleme imkânı bulacak. 

2011 yılında Londra’da mimari çalışmalarımı uluslararası platformda sürdürürken o dönemde İstanbul’da yapılması planlanan ‘Çamlıca TV ve Anten Kulesi Projesi’ yarışması için tasarladığım proje ödüle layık görülmüştü. İstanbul için önem taşıyan, 369m boyunca Küçük Çamlıca tepesinde yükselecek olacak olan bu projenin yapımına 2013 yılı ortalarında karar verildi ve  uluslararası standartlarda yapılması için Türk ve yabancı çok önemli mühendislerden oluşan ekipler ile birlikte uzun bir projelendirme süreci yaşandı. 2016 yılında projenin temeli atıldı ve yapım sürecine başlanıldı. Gerek mimari tasarımı gerekse de yapım metodolojisi açısından ileri mühendislik teknikleri gerektiren bu özgün projede tüm malzeme seçimlerinde yapım süreçleri ile uyum sağlayacak özellikleri içermelerine özen gösterildi. Küçük Çamlıca Tepesi silüetinde zarif bir şekilde yükselen projemizin 2019 başında kamu kullanımına açılmış olması hedeflenmektedir.

Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mıdır?

Hepimizin kendine sürekli hatırlatması gereken bir cümle: ‘Bilgi Gücü’ her şeyin üstündedir. Sonsuz bir iştahla araştıran, ekip çalışmasına kalpten inanan, farklı disiplinlerle entegre çalışmaktan çekinmeyen, geleceğin kompleks sorunlarını bugünden kendisine dert edinen, enerji kaynaklarını en iyi kullanan her mimar ve tasarımcının önü her zaman açıktır.



Yorum yaz...

Teşekkür ederiz. Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.
Üzgünüm. Yorumunuz gönderilemedi. Lütfen tekrar deneyin.
  • (Yayınlanmayacak)