EkoYapı Dergisi - Ekolojik Yapılar ve Yerleşim Dergisi

10 Seçilmiş Proje - Dünya Mirası Mega Projeler

Babil’in Asma Bahçeleri, Keops Piramidi, İskenderiye Feneri…
Dünya’nın 7 harikasına çocukluğumuzda dahi derslerde ve ansiklopedilerde okuduğumuzdan hepimiz aşinayız. “Neden mimarinin  de harikalarını listelemeyelim ki?” dedik ve dünyan›n en ünlü mimarlarına ilham veren ve ziyaretçilerini kendine hayran bırakan bu dünya miraslarını konu etmeyi yerinde bulduk Yaklaşan tatil sezonu, aklımızda bu harikalardan birini gezme fikrini de filizlendiriyor tabi…

KEOPS PİRAMİDİ

Doğa Koşullarının Yıpratıcı Etkilerine Binlerce Yıl Karşı Koyabilmiş Dev Bir Eser

Mısır’ın başkenti Kahire’de yer alan El Giza, yani Gize’yi çevreleyen antik “Gize mezar kenti”nde bulunan üç anıtsal piramitten en eski ve en büyük olanıdır. Khufu Piramidi ya da Büyük Piramit olarak da anılır. MÖ 2551-2560 yılları civarında yapıldığı tahmin edilen bu anıt mezar, Dünyanın 7 harikasından biridir ve bu yedi harikadan tamamiyle günümüze ulaşmayı başaran tek eserdir.  

20. yüzyıl başlarına dek, yani 3800 yıl boyunca hacmi ve kütlesi bakımından Dünya’daki en büyük insan yapımı yapısı olarak kabul edilmiş ve yükseklik rekoru 4000 yıl boyunca kırılamamıştır. Yapımı ya da inşa tekniği hakkında günümüzde çok çeşitli varsayımlar bulunmaktadır. İnşa tekniği hakkındaki varsayımlardan biri; bir rampadan çıkarılan taş bloklar üst üste konuyor, rampa çamur kaplanıyor, sulanıyor ve taş bloklar itilerek kaydırılabiliyordu. Bir başka varsayıma göre taş bloklar dev manivelalarla kaldırılıyordu.

Mısır’ın Eski İmparatorluk döneminden kaldığı sanılan bu taş eser, doğa koşullarının yıpratıcı etkilerine binlerce yıl karşı koyabilmiş olup, gizemleri bir bir ortaya çıkarılmakla birlikte, henüz tam olarak anlaşılamamış dev bir eser olarak varlığını sürdürmektedir.

AYASOFYA

Kilise ve Camii Olarak Kullanılan Günümüzde Binlerce Turiste Ev Sahipliği Yapan 
Tarihi Bir Müze

Kilise ve camii olarak kullanıldığı yüzyılların ardından günümüzde tarihi bir müze olan Ayasofya, her ne kadar bizim görmeye alışkın olduğumuz bir yapı haline gelmiş olsa da, her yıl tüm dünyadan binlerce turiste ev sahipliği yapıyor.

Yapı, Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından, 532-537 yılları arasında İstanbul Tarihi Yarımadası’nda, eski şehir merkezine inşa edilmiş. Bazilika planlı bir partik katedrali olarak yaptırılan bina bu görevine 1453’te veda etmiş. Osmanlı’nın İstanbul’u kuşatmasının ardından Ayasofya, eklenen minarelerle camii olarak kullanılmış. Müze olarak hizmet vermeye ise 1935 yılında başlamıştır.

Miletli İsidoros ve Trallesli Anthemius’un yönetiminde inşa edilen ve yaklaşık 10 bin işçinin çalıştığı yapı için Bizans büyük bir servet harcamıştır. 1453’te kilise camiiye dönüştürülürken Fatih Sultan Mehmet, sanata olan hoşgörüsünü ima ederek, insan figürlü mozaiklerin tahrip edilmesi yerine ince bir sıvayla kapatılması emrini vermiştir. Bu sayede mozaikler günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır. Bizans döneminde çok hasar alan yapı Mimar Sinan’ın restorasyonu sonrasında oldukça sağlam bir hale gelmiştir.

EL HAMRA SARAYI

1001 Gece Masallarındaki rüya sarayların gerçekteki hali sayılabilecek olan Elhamra Sarayı

1232 yılında Gırnata Emirliği’ni kuran ı. Muhammed zamanında temeli atılmıştır. Aynı aileden gelen çeşitli hükümdarların ilaveleriyle saray giderek genişletilmiştir. 

1001 Gece Masallarındaki rüya sarayların gerçekteki hali sayılabilecek olan Elhamra’nın doğal çevreye uyumu, girift yapısı, farklı süslemeleri ve yaşanan mekân ile su ve yeşili belli bir ahenk içinde buluşturabilmesi, kazandığı şöhretin hiç de haksız olmadığını gösterir.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen Elhamra’nın ayakta kalmak için zamana karşı başarıyla direndiği söylenebilir. 19. yüzyıl sonunda başlayan restorasyon çalışmaları 20. yüzyılda, özellikle yabancı ziyaretçilerin artışı sonucu hız kazanmış, eksik yönleri olsa da, sarayın yavaş yavaş eski ihtişamına kavuşmasına sebep olmuştur.

ANGHOR VAT

Bölgedeki tek dinsel yapı olarak günümüze kalmış bir budist tapınağı

Angkor Vat, Kamboçya’da yer alan, Kral II. Suryavarman adına yapılmış bir tapınaktır. Dünya Kültür Mirasları Listesi’nde yer alan tapınak 12. yüzyılda inşa edilmiş olmasına karşın günümüze dek oldukça iyi bir korunma altında ulaşabilmiştir. Bölgedeki tek dinsel yapı olarak günümüze kalmış olup, önce Vişnu adına bir Hindu tapınağı olarak, daha sonraki dönemlerdeyse bir Budist tapınağı olarak kullanılmıştır. 

Angkor Vat, Hinduizm’de Tanrıların yaşadığı yer olduğuna inanılan Meru Dağı’nı simgeleyen dağ biçili kubbeleri ve galerili avlusuyla Kemer mimarisinin iki ana ögesini taşımaktadır. Tapınağın çevresinde 3.6 km uzunluğa denk gelen kalın duvarlar ve hendekler bulunur. Tapınağın dört bir köşesinde birer küçük, ortasında bir büyük kubbe bulunur.

PANTHEON TAPINAĞI

Panteon: “Tüm Tanrıların Tapınağı”

Panteon, Yunanca’da “tüm tanrıların tapınağı” anlamına gelir. İlk olarak Antik Roma’nın tüm tanrıları için bir tapınak olarak inşa edilmiştir. Panteon kavramı bugün içinde meşhur kimselerin gömülü olduğu anıtlar için kullanılır. Tüm Roma yapıları içinde en iyi korunmuş olanı ve muhtemelen de dünyada döneminin en iyi korunmuş binasıdır. 

Binanın tasarımı genellikle Trajan’ın mimarı Şamlı Apollodorus’a atfedilir ancak imparator Hadrianus veya onun mimarlarına ait olması olasılığı da düşünülür. 7. yüzyıldan günümüze kadar Hıristiyan Kilisesi olarak kullanılan Panteon Roma’daki en eski beton kubbeli binadır. Tepesinde daire biçiminde eskiden içerisinde pagan tanrı heykelleri bulunan bir bölüm bulunmaktadır. Fakat, heykeller kilise tarafından yok edilmiş ve Pantheon da bir katolik kilisesi haline getirilmiştir.

CHARTRES KATEDRALİ

Romanesk mimari teknikleri ile inşa edilmiş ve Gotik mimariyi
en iyi temsil eden bir anıt eser...

Tam adıyla La cathédrale Notre-Dame de Chartres, Paris’im 80 km. güneybatısında bulunan Chartres kentinde konumlanır. 13. yüzyılda kurulan Romanesk mimari teknikleri ile inşa edilmiş ve Gotik mimariyi en iyi temsil eden çok önemli bir anıt eserdir. Bu iki mimari stilin birbirlerinin devamı olduğunun kanıtı olarak kabul edilir.

Sanatsal açıdan Chartres Katedralini eşsiz kılan olağanüstü derecede korunmuş olması ve özgün elemanlarının günümüze kadar gelmesidir. Özgün vitrayların hemen hemen hepsi bozulmadan durmaktadır. Yapı 13. yüzyıldan beri çok az tadilat görmüştür. Dış cephesinde, ağırlıklı olarak mimarlara pencere boyutlarını artırma olanağı sağlayan büyük dayama kemerleri görünür.

Chartres Katedrali, UNESCO’nun Dünya Mirasları listesine 1979’da alınmıştır. Geçen son on yılda düzenli bir temizleme ve restorasyon programı uygulanmıştır. Bu sayede katedralin üzerinde bulunan yüzlerce detay ilk günkü gibi görünmektedir.

MAÇA PİÇU

Kuruluş amacı ve anlamı bugüne kadar tartışma konusu olan şehir ismini yakınlarında olan bir dağ zirvesinden almıştır.

Maça Piçu, günümüze kadar çok iyi korunarak gelmiş olan bir İnka antik kentidir. 7 Temmuz 2007 tarihinde Dünyanın 7 Yeni Harikası’ndan biri olarak seçilmiştir.

And Dağları’nın bir dağının zirvesinde, 2.360 m yükseklikte, Urubamba Vadisi üzerinde kurulmuş olup Peru’nun Cusco şehrine 88 km mesafededir. Şehir, İnkalı bir hükümdar olan Pachacutec Yupanqui tarafından 1450 yılları civarında inşa ettirilmiştir. İspanyol istilacılar 1532 yılında buraları işgal ederken, sık dağlar arasında kalan bu şehri fark etmemişler ve bu sayede zarar görmemiştir. Machu Picchu 200’den fazla merdiven sistemiyle birbirine bağlı olan taş yapıdan oluşur. Şehrin 3000 basamağı hala oldukça iyi durumdadır.

Kuruluş amacı ve anlamı, bugüne kadar süregelen bir tartışmanın konusudur. Günümüze gelmeyi başarmış bilimsel kanıt içerikli çok fazla ipucu bulunmadığından sadece tahminler yapılabilmektedir. Bu yüzden o zamanlardaki adı bilinemeyen şehir, ismini bugün yakınlarda olan bir dağın zirvesinden almıştır.

Sürekli büyüyen turizm çevre konusunda çok büyük yük olmaktadır. UNESCO, yapılması planlanan Aguas Calientes’den Machu Picchu’ ya bir teleferik hattı konusunda sert bir muhalefet yapmaktadır. Bu hattın tamamlanması turizmin daha da artması anlamına geldiği gibi toprak kayması tehlikesinin yükselmesini de beraberinde getirmektedir.

PETRA ANTİK KENTİ

Lut Gölü ve Akabe Körfezi arasında yer alan antik kent…

Petra Antik Kenti, Ürdün’de Lut Gölü ve Akabe Körfezi arasında yer alan antik kenttir. MÖ 400 ile MS 106 yılları arasında Nebatiler’e başkentlik yapmıştır. Roma İmparatorluğu tarafından işgal edilene kadar başkent olarak varlığını sürdürmüştür. 400 yıllarından sonra deprem ve ekonomik sıkıntılardan dolayı kent gözden düşmüş ve zaman içinde unutulmuştur. Petra’nın ilk yapım amacı tarihçiler tarafından bulunamasa da, yapılan son araştırmalarda Petra’daki El-Khazneh’nin (El-Hazne) altında gizli gömülü bir bölüm olduğu ve bu bölümün kral mezarları olduğu araştırmalar sonucunda kesinleşmiştir.

Petra Antik Kentinde tiyatro, tapınak, ev gibi yapılar kireç taşına oyularak yapılmıştır. El-Hazne ve Roma döneminde yapılan amfitiyatro antik kentin en önemli bölümüdür. Kumtaşından oluşan kaya bloklarına oyulmuş, tapınaklar, amfitiyatro, mezarlar ve rölyeflerden oluşmaktadır.

1812 yılında İsviçreli bir gezgin olan Johann Burckhardt tarafından kent bir kez daha keşfedilmiştir. 1985’te UNESCO kenti himayesi altına alınmıştır. 7 Temmuz 2007 tarihinde, Dünyanın Yeni 7 Harıkası’ndan biri olarak seçilmiştir.

BÜYÜK GİZE SFENKSİ

Sfenks; kafası koç, kuş veya insan, gövdesi ise aslan olarak betimlenmiş bir Antik Mısır sembolü…

Sfenks, kafası koç, kuş veya insan, gövdesi ise aslan olarak betimlenmiş bir Antik Mısır sembolüdür. Önce Mısır mitolojisinde ve sonra Yunan’da önemli bir kültürel simgedir. Mısırdaki anlamı “yaşayan heykel” olan sfenkslerin en öenmlisi olan Büyük Gize Sfenksi, Mısır’ın başkenti Kahire’de yer alır. 

Dünyadaki en büyük tek-taş heykeli olup 73.5 metre uzunluğunda, 6 metre genişliğinde ve 20 metre yüksekliğindedir. Pençelerinin arasında bir tapınak olan ve yatan aslan biçiminde kafası ile bir firavun başı şeklinde olan bir heykeldir. Aslanlar Antik Mısır mitolojisinde kutsal sayıldıkları için kutsallık ve büyü güçlerini kullanarak firavun mezarlarını ve piramitleri koruması amacıyla inşa edildiği düşünülmektedir. 

Büyük Gize Sfenks’indeki yüzün Dördüncü Hanedanlık Dönemi’nde, 24 ila 26 yıl hüküm sürdüğü düşünülen 6 Eski Krallık firavunundan biri olan Kefren’in  yüzü olduğu tahmin edilmektedir. Yükselen güneşi karşıladığı için Gize Piramitlerinin koruyucusu olduğuna inanılır.

KOLLEZYUM

Roma İmparatorluğu'nun İkonik Sembolü

İtalya’nın başkenti Roma’da bulunan Flavianus Amfitiyatro olarak da bilinen Kolezyum bir arena olarak inşa edilmiştir. Usta bir komutan olan Vespasianus tarafından MS.72 yılında yapımına başlanmış ve MS. 80 yılında Titus döneminde tamamlanmıştır. Daha sonraki değişiklikler Domitian hükümdarlığı zamanında yapılmıştır.

Roma halkını ve İmparatorlarını eğlendirmek için gladyatör dövüşleri, taklit deniz savaşları, hayvan avcılığı, infazlar, meşhur savaşların yeniden canlandırılması, klasik mitolojiye dayanan dramalar burada düzenlenen etkinliklerde olurdu. Kolezyum daha sonra barınma yeri, iş dükkânları, dini kışlalar, istiham, taş ocağı, Hıristiyan türbesi olarak çeşitli amaçlarla kullanıldı. Asıl adı Arena iken, sonradan, girişteki heykelin adını aldı. Günümüzde depremden dolayı harap vaziyette olmasına ve taşlarının çalınmasına rağmen Kolezyum, Roma İmpartorluğu’nun uzun zamandan beri ikonik sembolü olarak görülür. Bugün modern Roma’nın en çok turist çeken yerlerinden biridir.


Yorum yaz...

Teşekkür ederiz. Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.
Üzgünüm. Yorumunuz gönderilemedi. Lütfen tekrar deneyin.
  • (Yayınlanmayacak)