EkoYapı Dergisi - Ekolojik Yapılar ve Yerleşim Dergisi

Amacımız İnsanlığa Değer Katacak Projelere İmza Atmak

Kayhan Çakanel
EFEKTA Mimarlık
FİLLİ Boya Sponsorluğunda

Kentsel dönüşümün dönüşüm başlığının çok iyi irdelenmesi, insanların gelişen, değişen yaşam koşullarına uygun sosyal donatı dediğimiz ortak kullanım alanlarının eklendiği projeleri içinde barınması lazım. Kentsel dönüşüm altyapısı ile doğru kurgulanırsa Türkiye için çok doğru bir model.

Tasarımı kentsel bir bütünlük içinde ele alıyorsunuz ve mimariyi sadece estetik olarak değil aynı zamanda kültürel, sosyal ve psikolojik faktörleriyle birlikte değerlendiriyorsunuz. Öncelikle sizi ve Efekta Mimarlığı biraz tanıyabilir miyiz?

1996 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’nden mezun oldum, altı yıllık  profesyonel iş hayatı sonrası 2002 yılında Efekta Mimarlık’ı kurdum. Zamanla gelişen yapımızda bugün on sekiz kişilik bir mimari kadroya sahibiz. Farklı nitelik ve ölçekte projeler üretmeye her zaman özen gösteriyoruz. Bir zincirin halkası olan aynı nitelik ve türde proje üretmeyi mimarlık anlamında doğru bulmuyoruz; çünkü bizi beslemediğini düşünüyor, enerjimizi düşürdüğünü ve bizi motive etmediğini görüyoruz. Bu yüzden son üç dört yıldır ofisin rutini haline gelen bir durum söz konusu; bir taraftan müze, kültür merkezi projeleri yapılıyorken diğer taraftan da iki yüz bin, üç yüz bin metrekarelik kentsel dönüşüm projeleri yapılıyor. Bu durum hem kadromuzu hem yaratıcılığımızı güçlü tutuyor. 
Efekta Mimarlık kendisini kentsel dönüşüm alanında geliştirirken yapısal anlamda da nitelikli binalar konusunda iyi projelerle var olmaya devam ediyor. Bu yapılardan birini kültür ve müze yapıları olarak adlandırırsak diğer başlığı da turizm yapıları olarak adlandırabiliriz. Turizm yapıları konusunda da gerek uluslararası gerek ulusal zincirlerle hem tamamladığımız hem devam etmekte olan birçok işimiz var.

Çeşitli ölçekteki mimari ve iç mimari projelerden kentsel dönüşüm projelerine kadar farklı ölçeklerde özgün ve nitelikli tasarımlar yapıyorsunuz, son dönem projelerinizden ve farkınızdan bahsedebilir misiniz? 

Kentsel dönüşüm projelerinde Efekta Mimarlık olarak ilk başladığımız yerden çok farklı bir yerdeyiz. İlk baştaki gerekliliklerimiz yatırımcı ve hak sahiplerinin agresif metrekare isteklerine cevap veren projeler üretmekti; ancak gördük ki o zaman kentsel dönüşüm değil, sadece ruhsat alan projeler yapıyoruz. Dolayısıyla kentsel dönüşüm yönümüz ile sosyal donatılarıyla, yaşam ve ortak kullanım alanlarıyla, amacın sadece metrekare üretmek olmayan doğal kaynakları da verimli şekilde kullanarak, sürdürülebilirliği, enerji verimliliğini önemseyen projeleri desteklemeye çalışıyoruz. Şu anda kentsel dönüşüm projelerinde en büyük farkımızın bu olduğunu düşünüyorum. 

İşin matematik kısmını sağlayamadığınız zaman zaten mimar olarak hiç bir zaman tercih edilmiyorsunuz. Onun dışında yapılan kentsel dönüşümden etkilenecek her yaş grubuna kendi anahtarları dışında, kullanabilecekleri yaşam alanları çıkarmaya çalışıyoruz. Bu durum ilk başta yatırımcıların çok fazla hoşuna gitmese de, bir metrekare kaybı ve ekstra maliyet olarak gözükse de uzun vadede bunun daha kazançlı bir iş olduğunu yatırımcı da anlamış durumda. Bu konuda bizimle iş birliği yapan yatırımcılarla daha efektif daha ileriye dönük, uzun kullanımı olan kentsel dönüşüm projeleri üretmeye çalışıyoruz. 

Şu an gündemde olan projeleriniz neler?

Şu an Fikirtepe’de devam eden kentsel dönüşüm projelerimiz var. Bunlardan ilki Fikirtepe’nin tek ofis projesi olan Business İstanbul Projesi. Proje iki etaplı ve şu an birinci etabın inşaatı devam ediyor, ikinci etabı ise ruhsat aşamasında. Toplam üç yüz bin metrekare kullanım alanı ve altı kulesi ile tamamlandığında Türkiye’nin en büyük ofis kompleksi olacak. Fikirtepe’nin yoğun bir konut alanı olduğunu düşündüğümüzde bu proje bölgeye önemli bir dinamik kazandıracak. 

Onun dışında Pana Yapı ile devam eden Brooklyn City 1 ve 2 projelerimiz var, bu proje Fikirtepe’nin en üst kotunda, Mandıra Caddesi’ne denk gelen bir konumda. Proje kendi içinde açık hava meydanları, çarşısı olan ve bir kentsel dönüşüm projesinin ilk kez içinde barındırdığı Performans Sanatları Merkezine sahip. Pana Holding sinema ve dizi sektöründen gelen birikimini Fikirtepe’nin ilk Performans Sanatları Merkezi ile taçlandırmış durumda.

Yine Pana Yapı ile Brooklyn Dream adında bir projeye devam ediyoruz, iki cephesi olan, çok yüksek kot farklarının olduğu bir arazide kot farklarının doğru kullanımı ile yine bir kültür merkezi donatısı ile desteklenmiş bir proje. 

Bir diğer Fikirtepe projemiz Barsan Yapı için hazırladığımız iki bloktan oluşan bir konut projesi, bu projede şu an ruhsat aşamasındayız. Bunların dışında devam eden kentsel dönüşüm projelerimiz içinde Pendik Yayalar Mahallesi’nde yaklaşık yüz bin metrekarelik bir projeyi Satya Yapı için yapıyoruz. Tarabya, Halkalı ve Mecidiyeköy’de de projelerimiz var. 

Bağdat Caddesi’nin bir marka değeri olması orayı bir cazibe merkezi haline getiriyor; fakat biz oralarda bir kentsel dönüşüm yapıldığına katılmıyoruz, binasal dönüşüm yapılıyor aslında.

Fikirtepe projeleriniz gibi kentsel dönüşüm kapsamında hayata geçirdiğiniz pek çok projeleriniz var. Sizce, kentsel dönüşüm kavramı ülkemizde doğru algılanıp, uygulanıyor mu? Kadıköy’de durum nasıl?

Kentsel dönüşüm altyapısı ile doğru kurgulanırsa Türkiye için çok doğru bir model. İki anlamda iyi bir model, birincisi; inşaat sektörünün dinamik olması ülkeyi çok güçlü kılıyor ve bir çok sektörü besliyor ama ondan önce çok daha konforlu, sağlıklı ortamlarda yaşayan insan topluluğu ülkemiz için en önemli girdimiz olur diye düşünüyorum. İkincisi; genç nesiller sağlıklı ve dönüşmüş alanlarda yetişirse bizlere gelecek için daha çok şey vadedebilirler.

Kadıköy’ü kentsel dönüşüm açısından değerlendirecek olursak Kadıköy, İstanbul’un kalbi bir bölge, bugün Türkiye’nin birçok ilinden daha büyük bir ilçe. Kadıköy semtlerinden Fikirtepe ile Bağdat Caddesi’nde yapılan kentsel dönüşümü ayırt etmek lazım, ikisinin son kullanıcıları en azından şu an için kültürel ve ekonomik açıdan birbirinden farklı gözüküyor. Projelerin yapım maliyetleri arasında çok büyük farklılıklar olmasa da satış değerleri açısından şu anda çok büyük farklar var. Bağdat Caddesi’nin bir marka değeri olması orayı bir cazibe merkezi haline getiriyor; fakat biz oralarda bir kentsel dönüşüm yapıldığına katılmıyoruz, binasal dönüşüm yapılıyor aslında. Yüzde doksan eski binalar yıkılıyor ve yeni imarıyla yeni binalar yapılıyor. Bizim Bağdat Caddesi’nde de tamamlanan projelerimiz oldu; ancak şu an prensip olarak cadde projelerine çok sıcak bakmıyoruz. Çünkü sohbetimizin başında da belirttiğim gibi insanlığa değer katacak projelere imza atmak istiyoruz. 

Kentsel dönüşüm; sürdürülebilir ve yenilikçi tasarımları hayata geçirmek için iyi bir fırsat diyebiliriz. Sizce bu fırsatı doğru değerlendirebiliyor muyuz? 

Doğru yoldayız; geçen zamanda en azından yanlışları görerek gerek yatırımcıların gerek hak sahiplerinin gerek teknik adamların  yanlışların içinden doğruları belirlediğini düşünüyorum. 

Gerçekleştirdiğiniz projelerde sürdürülebilir ve enerji verimli sistemler kullanıyor musunuz? Kullanıcı ve yatırımcılar buna nasıl bakıyor?

Türkiye’nin ilk yeşil bina sertifikalı binasını yapan firmayız aslında. Betek Filli Boya’nın içinde bulunan RMI Araştırma ve Geliştirme Merkezini 2006 yılında tamamlamıştık. Sürdürülebilirlik bizim en önemsediğimiz konulardan bir tanesi, çünkü mimar olmak bu konularda duyarlı olmayı gerektiyor. Bu konudaki liderliği biz yapamazsak bizden sonraki aşamalarda yer alan ne mühendisler ne de yatırımcılar bu konuda zaten duyarlı olamazlar. Dolayısıyla doğal kaynakları en yüksek verimde kullanmayı  tasarımlarımızda bir ilke olarak benimsiyoruz. 

Projelerimizin bir çoğuna LEED ya da BREEAM gibi bir sertifikasyon programı ile  devam ediyoruz, bu da bizi tasarım aşamasından itibaren daha da disipline ediyor. Müşterilerimizle bütün çalışmalarımızı mutlaka danışmanlar eşliğinde yapmayı hedefliyoruz, bir çok projemizde cephe, aydınlatma, peyzaj, akustik, yeşil bina ve asansör danışmanı ile çalışıyoruz ve bunun gerçekten çok faydalı olduğunu görüyoruz. Şimdiye kadar bunların hepsini mimarlık ve mühendislik bilgilerimizle çözmeye çalışırken çok doğru kararlar alamadığımızı da farkettik.

Yapı malzemeleri yaşam döngülerinin her evresinde farklı çevresel etkilere sebep olabiliyor. Bu bağlamda malzeme seçiminde öne çıkan kriterler neler olmalı? 

Doğru malzeme seçimi çok önemli, prensip olarak neredeyse ofisimizdeki malzeme arşivimizde hiç bir yapay malzemenin numunesini ya da kataloğunu barındırmıyoruz, hep doğal malzemeler kullanmaya çalışıyoruz. Doğal malzemelerde de geri dönüşüm esasına göre üretilen malzemeleri ve markaları tercih ediyoruz. Bu konuda yatırımcılarla maliyet ve bütçe sorunu yaşayabiliyoruz; ama mümkün olduğunca ısrarcı olmaya çalışıyoruz. 

Biz prensip olarak; doğal ve geri dönüşüm ilkesiyle üretilmiş malzemeleri öncelikle kullanmayı tercih ediyoruz. Çelik, ahşap, cam, doğal taş kullanmaktan ve seçmekten zevk aldığımız ürünler...

Peki sizin kullanmayı tercih ettiğiniz yapı malzemeleri hangileri? 

Biz prensip olarak; doğal ve geri dönüşüm ilkesiyle üretilmiş malzemeleri öncelikle kullanmayı tercih ediyoruz. Çelik, ahşap, cam, doğal taş kullanmaktan ve seçmekten zevk aldığımız ürünler... Onun dışında,  cephe malzemesi olarak kompozit panel, alüminyum ve prekast malzemeleri tercih ediyoruz. Ülkemiz üreticilerinin büyük atılım yaptığı seramik sektörüne de kayıtsız kalmamız mümkün değil. Adeta doğal taşa meydan okuyan desen ve boyutları sebebiyle, projelerimizde öne çıkmaya başlayan bir malzeme oldu seramik..

Yatırımcı nasıl bakıyor doğal malzeme kullanımına?

Yatırımcı ilk etapta tabiki maliyet odaklı bir hesaplama yöntemiyle karşımıza çıkarak tepki verebiliyor ama projeye gerek estetik olarak gerek sürdürülebilirlik olarak katkısını da anlatabildiğimizde bir çok alanda yatırımcıyı ikna ettiğimizi görüyoruz.




Yorum yaz...

Teşekkür ederiz. Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.
Üzgünüm. Yorumunuz gönderilemedi. Lütfen tekrar deneyin.
  • (Yayınlanmayacak)