EkoYapı Dergisi - Ekolojik Yapılar ve Yerleşim Dergisi

Bir Elmanın Sizi Kullandığını Düşündünüz mü Hiç?

Yeni Bir Dünya İçin Yeni Bir Dil

Hoş ve albenili bir meyve olmanın ötesinde elmayı düşünmedim hiç. Yani onu bilinçli bir düşünme konusu yapmadım hiçbir zaman. Dilimin, gözümün ve burnumun bana ilettikleriyle yetindim.

“bu elma çok kırmızı... onu hemen al ve ye”

Elmayla -ve diğer tüm bitkilerle- ilişkimin aslında bundan çok daha fazlası olduğunu farketmem Micheal Pollan sayesinde oldu. İnsanın doğa üzerindeki sözde hakimiyetine bir de bitkilerin gözünden bakmayı deneyen Pollan’ın bir çoğumuzun gözden kaçırdığı, farketmediği bağlantıları kurmakta şaşırtıcı bir yeteneği var. Ve bu karmaşık yapıyı, bağlantıları farketmek, kendimizi doğada gerçekçi konumlama ve doğayla ilişkimizi daha sağlıklı bir düzleme taşımanın ilk adımı.

Elma, bu yazıda insanın kendisi dışında kalanları temsil ediyor. Ve de onunla ilişkimiz, insanın kendinden ötesiyle ilişkisini… Elmanın amacı, doğadaki diğer tüm varlıklar gibi kendisinin daha çok kopyasını çıkarmak. Bu durum insan için de, bitki için de aynı. Bitki türleri, deneme-yanılma yöntemiyle bunu yapmanın en iyi yolunun diğer canlıları genlerini yaymaya ikna etmek olduğunu öğrenmiş. Nasıl mı? İnsanların ve hayvanların bilinçli olan ya da olmayan arzularıyla oynayarak.

O çok kırmızı elmayı bana hemen aldırtıp yedirten şey, açlıktan çok tatlılığa olan meylim. Antropologların bulgularına göre, acı, ekşi ve tuzlu tatları sevip sevmeme konusunda değişik kültürlerde muazzam farklılık sergilenirken, tatlı sevmek evrensel görünüyor. Yani tatlılık, evrimde, birlikte evrimde önemli bir güç. Büyük evrimsel alışverişin tarafları olarak, tatlıyı en fazla seven hayvanlar ile en büyük, en tatlı meyveleri sunan bitkiler birarada gelişip çoğalarak evrilmiş, bugün gördüğümüz ve olduğumuz türler halini almış.

Birçoğumuzun elmayı edilgen görmeye meyilli olduğumuz ilişkide elmanın türünü daha çok yayabilmek adına aldığı önlemler benim gibi eminim birçoğunuza da şaşırtıcı gelecek: Elma, çekirdekleri tamamen olgunlaşana kadar tatlılık ve rengi geri planda tutuyor ki hazır olmadan yenmesin. Ve bazı durumlarda, sadece tatlı etli kısmın tüketilmesini garantiye almak için çekirdeklerinde zehir geliştiriyor, elmanın çekirdeği az miktarda siyanür içeriyor.

Pollan’ın aktardıkları, doğa adına bildiğimiz herşeyi tersyüz ediyor. Pollan, elmayı da insanı da sadece kullanan - kullanılan ilişkisinden çıkararak herşeyin diğer herşeyi etkilediği bu karmaşık ve karşılıklı büyük ağın içine, birlikte evrimin bir parçası olarak olması gereken yere konumluyor.

Bir kez daha görüyoruz ki, aslında dünyaya yüklediğimiz ne varsa yükleyene ait. İşler aslında bildiğimizden çok daha başka şekilde yürüyor olabilir.

***

Dil, yükleme-anlamlandırma sürecinde kilit role sahip.

İnsanın doğayla ilişkisini hangi kavramlar aracılığıyla, nasıl ifade ettiği önemli, çünkü sözcükler kaçınılmaz olarak düşüncelerimizi yönlendiriyor. Bugün görüyoruz ki, insanlar tarafından üretilmiş kavramlar bazen ilişkinin tüm boyutlarını ifade etmekte yetersiz ve sınırlayıcı kalabiliyor. Hatta insana özgü terminolojileri doğaya uyarlamak bazen traji-komik durumlarla karşılaşmamıza da sebep oluyor.

***

“Yaban hayvanları içinde 'fırsatçı' diye tabir ettiğimiz türler var. Bunlar, insanların malını yağmalıyor ve canına kastediyor*.”

İnanması güç ama bu sözler Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü yetkililerinden birine ait. Acıkmış ve karnını doyuramamış bir ayıdan bahsediyor.

Vahşi hayvanlar ve insanlar arasında asla aşılmaması gereken bir çizgi var ve bunu gözardı edip bir ayının yanına gidip okşamaya kalktığınızda tüm sevecenliğinize rağmen ayı o anda yorgun ya da tok değilse büyük ihtimalle sizi öldürür.

“sadece arkadaşlık etmek isteyen -hem de silahsız- bir insanı öldüren kötü kalpli ayı”

Hiç gerçekçi değil.

Sonuçta sadece doğasına uygun hareket eden bir ayı’dan söz ediyoruz.

***

Doğal dünyayı ve ilişkilerimizi tanımlamak için kullandığımız mecazlar ona yaklaşma biçimimizi, kontrol çabalarımızın üslubunu ve kapsamını büyük ölçüde etkiler. İnsanlar bir çiftliği fabrika, ya da bir ormanı çiftlik olarak görmeye başladığında, o dünyaya ait ne varsa değişecektir. İşte o zaman doğasını gerçekleyen bir ayı fırsatçı da olur, kötü kalpli de...

Ya da reis Seattle gibi dünyayı, ‘yeni doğan bir bebeğin tıpkı annesinin kalp atışlarını sevdiği gibi sevdiğimizde’, doğal ögelerle ilişkimizi tariflerken zaten artık çok başka terimler geçerli olacaktır. O zaman, ne bu kavramlara gerek kalacak, ne de bu yazının yazılmasına...

***

Doğada ilişkiler, insan tarafından üretilmiş çıkar sağlama, kullanma gibi anlam yüklü kavramlar üzerinden açıklanmaya çalışılırsa, sadece o kavramının sunduğu olanaklarla düşünülür ve konuşulur.

Oysa bundan çok daha kapsayıcı, daha bütüncül, daha yapıcı, insanı olumluya sevkeden güzel tınılı kavramlara, doğayla ilişkimizin naif tarafını, duygusal ve tinsel tarafını da karşılayabilecek yeni ifade biçimlerine ihtiyacımız var.

Bulutun yükünü dökmek için rüzgarla, ağacın meyve vermek için güneşle, çocuğun hayatta kalmak için annesiyle ilişkisi, çıkar sağlama kavramıyla açıklanabilecek bir durumdan çok daha fazlasını içeriyor..

‘Birlikte evrim’, ‘karşılıklı oyun’ ilişkiyi tariflemekte diğerlerine göre çok daha iyi. Hatta ‘türlerin karşılıklı dansı’ bile diyebiliriz. Bu büyük ve eşsiz bütünün her bir parçasının bir diğeriyle etkileşimini ifade etmek için bugünkünden daha incelikli kavramlar, ifadeler bulabiliriz aslında.

Yok bulamıyorsak da çok da sorun değil; tatlılığa meylimizi kullanan elma gibi, nasıl olsa çiçekler de insanla olan karşılıklı oyunun bir aşamasında efsunlu kokusu, baş döndürücü güzelliğiyle bizi daha incelikli bir kavrayışa mutlaka sürükleyecektir.

KAYNAKLAR :

Arzunun Botaniği, Michael Pollan, Domingo Yayınları, 2011

* et.com.tr/2007/11/28/yasam/axyas03.html (ocak 2012)


Yorum yaz...

Teşekkür ederiz. Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.
Üzgünüm. Yorumunuz gönderilemedi. Lütfen tekrar deneyin.
  • (Yayınlanmayacak)