EkoYapı Dergisi - Ekolojik Yapılar ve Yerleşim Dergisi

Çedbik'te Bayrağı Haluk Sur Devraldı

Çevre Dostu Yeşil Binalar Derneği (ÇEDBİK) nisan ayında yaptığı genel kurulla Yönetim Kurulu Başkanlığı’na ULI Türkiye İcra Kurulu Başkanı Haluk Sur’u getirdi. 1991 yılından bu yana inşaat sektörünün içerisinde aktif yer alan Sur, yıllar boyunca hem kuruluş aşamasında hem de yönetici olarak katkıda bulunduğu birçok firmanın gelişerek bugünlere gelmesinde rol oynamış. Sur, her ne kadar ÇEDBİK’in kuruluş sürecinde bulunmasa da bu süreci ve gelişmeleri sevinerek takip ettiğini belirtiyor.

“Yeşil bina” kavramının ÇEDBİK’ten sonra daha fazla gündeme gelmeye başladığını belirten Sur, hem Türkiye hem de dünya açısından yeşil binaların artık kaçınılmaz olduğunu, özellikle Türkiye’nin bu geçiş sürecinde çok önemli bir avantajı bulunduğunu belirterek, “Türkiye’de, kullanım ömrünü tamamlamış ve tamamlamak üzere olan 18 milyondan fazla konut stoğu var. Bu durumu iyi değerlendirmeliyiz” dedi.

ÇEDBİK, Türkiye’de yeşil bina kavramına dikkat çekerek yapı sektöründe sürdürülebilirlik anlayışının kabul edilmesinde ve uygulanmasında büyük katkı sağladı ve sağlamaya devam ediyor. ÇEDBİK yeni Yönetim Kurulu Başkanı olarak, Türkiye yapı sektörünün sürdürülebilirlik kavramı açısından dünyada nerede olduğunu düşünüyorsunuz?

Sürdürülebilirlik dünya için yeni bir kavram. Bu kavram 15 sene önce dünyanın gündeminde değildi. Yaklaşık 10 yıldır
fikir önderlerinin buluştuğu ortamlarda tartışılmaya başlandı ve ancak son 5–6 sene- dir bu kavram anlam olarak yerini buldu diyebilirim.

Bu süreçte Türkiye’de de önemli adımlar atılmaya başlandı. Süreci hızlandıran asıl önemli konu ozon tabakasında oluşan deliğin dünyada yarattığı alarm durumu ile dünyanın ortak sorunu olmaya başlamasıdır.

İklim değişikliği konusunda uzmanların, 40–50 yıl sonra dünyanın karşı karşıya
kalacağı tehditleri sıralamaya başlaması sürdürülebilirliği daha fazla dillendirdi. Dünya’nın ısınmasıyla hayatın ne kadar zorlaşacağı ve uzayda başka bir mavi gezegenin bilinmiyor olduğu gerçeği acil önlem alınması gerekliliğini doğurdu. Kyoto Protokolü çerçevesinde ya da çeşitli platformlarda bir araya gelen devlet başkanları ve bilim adamlarının yaptığı konuşmalar ortak bir bilinç oluşturdu. Sürdürülebilirlik sadece ekolojik açıdan değil sosyolojik ve ekonomik açıdan da tartışılır hale geldi.

Sürdürülebilirlik kavramını yapı sektö
rü açısından değerlendirecek olursak; Türkiye’nin önünde büyük bir fırsat olduğunu söyleyebilirim. Türkiye’nin küresel anlamdaki tehditlerinin yanı sıra yerel bir tehdidi var. Deprem... Türkiye’de 18 milyona yakın konut stoğu mevcut. Bu konutların yüzde 48’i 30–35 yaşın üzerinde. Bir binanın faydalı ömrünün 45–50 sene olduğunu var- sayıldığında, deprem kuşağındaki ülkemiz- de durumun ne derece önemli olduğunu görebiliriz.

Ülkemizde deprem riski altına olan bölgelerin yaklaşık yarısı 1’inci derece deprem bölgesi. Dolayısıyla yenilenmesi gereken bir konut stoğu var. Konut sektörü açısından bakıldığında nüfus artışı, kırsal kesimden kentlere göç ve kentsel dönüşüm kaynaklı olmak üzere 3 temel parametre söz konusu. Bugün itibariyle önümüzdeki 15 yıllık dönemde, 9 milyona yakın konut kentsel dönüşümden, 6 ila 7 milyon konut nüfus artışından ve 3 milyon konut da kırsal ke- simden kentlere göçlerden dolayı, toplamda yaklaşık 18-19 milyon konut tekrar yapılacak. Türkiye bunu başarmak zorunda. Bunu başarırken de ekodizaynı ön plana çıkarılıp, enerji performansı yüksek ve çevreyle dost olan binalar üretilerek bu fırsat değerlendirilmelidir.

Uzun süre gayrimenkul sektöründe bulunmuş biri olarak, bu sektörün temsil- cilerinin yeşil binaya bakış açılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

İnşaat sektörünün yeşil dönüşüm süreci dünyada henüz yeni, ülkemizde yaşanan olumlu gelişmeleride göz önünde bulun- durarak Türkiye’nin bu konuda geride olduğunu düşünmüyorum.

Çevresel sorunlar küresel olabilir ancak çözümleri lokal olmak zorunda. Çünkü her bölge konum itibariyle farklı özellik- lere sahip. Dünyanın önemli gayrimenkul şirketleri sertifikasyon konusunda Japonya, Avustralya, İngiltere, Almanya ve ABD gibi kendi sertifikasyon kuruluşlarını oluştur- muş ülkeleri örnek alıyor. Yatırım yapılan alanlarda nitelikli binaların varlığı ve onlara yapılacak yatırım ülkelerin ilgisini çekiyor.

Binaların maliyeti sadece arsa ve anahtar teslim maliyeti olarak görülmüyor, kul- lanım sırasındaki geri kazanımları da maliyet olarak görüyorlar. Bu sebeplerle yeşil binalar gayrimenkul sektörünün değer skalasında ayrı bir yer işgal etmeye başladı. Yeşil binalar daha değerli konuma gelince yatırımcılar o alana doğru yöneliyor. LEED ve BREEAM bu anlamda önemli olmakla birlikte, bu arganizasyonlarda uluslarara- sı platformda ne yapacakları konusunda henüz karar verme aşamasındalar.

Sonuç olarak, az öncede belirtmiş olduğum gibi, sorun küresel ancak çözümler yerel. Bu anlamda Türkiye gibi diğer ülkeler de arayış içerisinde. Türkiye binalarda enerji performansını, enerji kimlik belgesini ya- salaştırma gibi zorlu bir süreci son derece hızlı şekilde gerçekleştirdi. Sürdürülebilir- liğe, yeşil dizayna sadece enerji açısından bakmayacağız. Enerji önemli bir parametre, keza su, arazi kullanımı en az enerji kadar önemli parametreler. Türkiye’yi çok geride görmüyorum. Türkiye’de karma kullanımlı ilk yeşil bina kompleksi hayata geçirilmeye başlayalı yaklaşık 4-5 sene oldu. Geçen bu süreç zarfında Türkiye’deki yeşil binaların sayısı 70’i aştı. Süreç çok uzun, yürünecek yol çok fazla. Zaman geçtikçe her şey daha fazla oturmuş olacak.

Biz dergimizi kurduğumuzda işlenecek bina bulamazken şimdi her gün yeşil bina haberi geliyor. Bir de artık olayın prestij yönü var.

Kesinlikle! Özellikle uluslararası yatırım- cılar projelerinin yeşil bina konseptine uygunluğunun finansal getiri farkını görüyorlar ve ona göre yatırım yapıyorlar.

Uzun süre gayrimenkul sektöründe bu- lunmuş biri olarak, bu sektörün temsil- cilerinin yeşil binaya bakış açılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özellikle kurumsallaşma sürecinde olan
ve uluslararası alanda yatırıma açık olan girişimcilerin sektördeki yeşil bina ko- nusuna ilgisinin hızla arttığını görüyorum. Dolayısıyla Türkiye’de gayrimenkul firmaları yeşil bina konseptine çok önem veriyorlar. Redevco’nun projeleri, Metro Grubu’nun Meydan AVM projesi, Emlak Konut-Varyap’ın Meridian projesi, Tekfen’in Levent Ofis Binası artan ilginin en önemli örnekleri olarak başı çekiyor.

Yeşil bina üretim süreci aslında bir çok faktörü içinde barındırıyor... Londra’daki bir kentsel dönüşüm projesinde gözlemlediğim ve ilgimi çeken bir olay olmuştu. İnşaatın yapıldığı alan dışında tek bir mıcır tanesi bile yoktu. Çünkü kamyon, şantiye alanından çıkarken detaylı olarak yıkanıyor ve kamyonun üzeri taşıdığı malzeme dışarı dökülmeyecek şekilde kapatılıyordu. O kadar büyük bir şantiye alanının etrafında tek bir inşaat belirtisi yoktu. Kısacası, fotovoltaik levha ve ekonomik ampuller kullanmak, binanın dış cephesini xps ile yalıtım yapmak v.b uygulamaların, yeşil bina yapımı için yeterli olmadığını, bir çok konuda hassas davranmayı gerektiren bir süreç olduğunu düşünüyorum.

LEED ve BREEAM bu anlamda mutlaka bir süzgeç görevi görüyor ama yine de şüpheyle mi yaklaşmak lazım?
Bir yapının sertifika süreci oldukça dinamik ve öğrenme, karar verme, nitelikli eleman yetiştirme gibi bir çok süreci de içerisinde barındırıyor. Sürdürülebilir ve yeşil bina kavramları birbirine çok karıştırılıyor. Sürdürülebilirlik, binaya giren-çıkan enerji dengesinin pozitif olması anlamına geliyor, yani bina kendi enerjisini üretiyor. Yeşil bina ise dışarıdan enerji alabilen ancak aldığı enerjiyi en fazla tasarrufla tüketen binayı tanımlıyor. Bu noktada LEED ve BREEAM sertifikaları önem taşırken Türkiye’nin de artık kendi sertifikasını oluşturma zamanı geldiğini düşünüyorum. Ticari binalar için olmasa bile konut sektörü Türkiye’nin lokomotifi denilebilir. Bir anlamda Türkiye’nin enerjisini ve parasını ülkede tutabilmek adına Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, Enerji Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vb kurumlarında içinde bulunduğu ortak bir platform oluşturularak ÇEDBİK öndeliğinde bir sertifika kurumu oluşturulması orta vadade olmazsa olmaz gibi görünüyor.

LEED, sanki bu konuda bir işleyiş değişikliğine gidiyor. Sanırım her ülkede sistemi oturtabilmek için farklı ülkelerin konumlarını göz önünde bulundurarak LEED- International adında bir kılavuz çıkarmak için bir yönetim kurulu oluşturdular.

Evet doğru... Bu kılavuzun geliştirilmesi için Türkiye’nin de içinde bulunduğu 17 ül- keden geri bildirim alıyorlar. Amaçları, 2012 yılı sonunda uluslararası LEED-INTERNA- TIONAL adındaki kılavuzun kullanılmaya başlanması.

Sürdürülebilirlik konusunda tabi ki farklı düşünceler de söz konusu. Örneğin bir kesim diyor ki; “dünyadan başka yaşanacak gezegen olmadığına göre ne pahasına olursa olsun hiçbir maliyetten kaçınılmamalı,koşulsuz dünyanın kendini yenileyebileceği ortamlar hazırlanmalıdır.” Başka kesimler ise, “bu değişimin bir günde gerçekle- şemeyeceğini sosyo-ekonomik koşullar arasındaki farklar sebebiyle olmazsa olmaz koşullar sağlanırken ülkelerin durumlarına göre hareket edilmelidir.” tezini savunu- yor. Bu iki görüşte haklı taraflar içerirken, hangi görüşe yandaş olacağımız dünyadaki alarm zilinin ne derece etkili çaldığına göre değişiklik gösteriyor. Şu an ikinci görüş öncelikli gibi görünürken, eğer bu çözüm olmuyorsa birincisi önem kazanır. Daha önceden kimse olayın boyutlarının buraya geleceğini bilmiyordu. Bir Kızılderili ata- sözünü hatırlatmak istiyorum: “İnsanoğlu ırmaktaki son balığı tuttuğunda, ormandaki son ağacı kestiğinde paranın yenmediğini anlayacak.” Fakat iş işten geçmiş olacak... Bugün durumun ne kadar vahim olduğunu anlamaya çalııyoruz.

Yeşil sektörün gelişmesinde Devlet-Özel Sektör- STK’ların dayanışmasını değer- lendirebilir misiniz?

Sektörün gelişebilmesi adına, doğru adımla- rın atılarak bilinçli uygulamaların gerçekleşmesi için Devlet – Özel Sektör – STK işbirliği olmazsa olmaz bir konu. Sivil toplum örgütleri konuyu kamuoyuna mal ederek, gündeme taşırken, karar alıcıların işin içine girerek uygulamaların gerçekleşmesini sağ- lamaları gerekiyor. Üstelik ülkemiz adına yenilenmesi gereken bir konut stoğunun olması iyi bir fırsat diye düşünüyorum.

2006 yılında GYODER Başkanlığı’nı yaptığım sırada gerçekleştirmiş olduğumuz bir konferansda ilk oturum konusu olarak enerjiyi seçmiştik. Bu organizasyon kapsamında Amerikan Bilim Adamları Örgütü ile gerçekleşen temasımızda örgütün onursal başkanı, Kaliforniya’nın eski enerji bakanı olan Prof. Dr Art Rosenfeld oturumda konuşma yaptı. Konuşmasında “dünyanın en ucuz enerjisi geri kazanılan enerjidir.” dedi. Bugün bakıyoruz ki bir birim elektriği üretmek için yapılacak yatırım, aynı birim enerjiyi tasarruf ederek kazanmayı sağlaya- cak yatırımdan yüzde 35–40 daha fazla.

2007 yılında kuruluşundan bugüne kadar ÇEDBİK birçok alanda yoğun faaliyetler- de bulunarak konusunda öncü olan bir oluşum haline geldi. Bu noktadan sonra öncelikleri neler olacak? Kısa ve uzun vadede hedefler nelerdir?

ÇEDBİK kurulurken ben başka derneklerde yöneticilik yapıyordum ancak baştan beri gönlümü kazanmış bir dernektir. Bu derneğin kuruluşu için emek veren başta onursal başkanımız Sn. Ali Nihat Gökyiğit’in, Sn. Duygu Erten;’in ve emeği geçen tüm arkadaşların çalışmalarını çok önemsiyor, onlara teşekkürü bir borç biliyorum. Bundan sonra ÇEDBİK’in yapması gereken en önemli çalışma, organizasyonu bir akademiye, bir okula dönüştürebilmek. ÇEDBİK tarafından gerçekleştirilen eğitimlerde yetişen arkadaşlar aldıkları eğitimi meslek olarak kullanmaya başladılar, dolayısıyla ÇEDBİK aslında bir akademi oldu diyebiliriz.

ÇEDBİK, konusunda uluslararası platformda Türkiye’nin yüz akıdır. Dünyanın bütün saygın kuruluşları, sertifikasyon kuruluşla- rı, yeşil bina konseyleri ÇEDBİK’i tanıyor. Şimdiden sonra üzerinde durmamız gereken konu Türkiye’de bir sertifikasyon programı gerçekleştirilebilmek. ÇEDBİK’i daha tanınır, bilinir hale getirerek gücüyle etkisini paralel kılmalıyız. Bu aşamada Ekoyapı Dergisi de vizyonumuzu gerçekleş- tirmek adına bizim için önemli bir mecra. Hem dergiyle hem de geliştireceğimiz faaliyetlerimizle çok daha iyi bir konuma gelmeyi hedefliyoruz.

Bankaların bu konuda hem kurumsal hem bireysel müşterilerine yönelik teş- vikleri var mı? Ekonomi sektörünün bu duruma yaklaşımı nasıl?

Bankalar konusu gerçekten çok önemli. Finans kuruluşları ile yapılacak ortak çalışmalar doğrultusunda yeşil bina yatırımı yapacak kuruşuşlara bazı avantajlar sağlanabilir. Bankaların sunacağı bu avantajlar yatırımcıyı ve kullanıcıyı teşvik edecektir. Finans kuruluşlarının sağlayacağı teşviklerin yanı sıra devlet teşviki de önemli. Yapılabileceklerin alternatifi çok fazla. Az önce de söylediğim gibi sivil toplum kuruluşları, devlet ve özel sektör işbirliğinin mutlaka gerçekleşmesi gerekiyor ki, bu konu istediğimiz noktalara ulaşabilsin...

Kurumsal yaklaşımlar sektöre yön verirken birey ölçeğinde, tüketicinin bu duruma bakışını değerlendirebilir misiniz?

Bütün konut kullanıcılarının aynı hassasi- yetle yaklaştığını söyleyemem. Konut alır- ken tüketiciye “bu bina yüzde 5 daha pahalı ama önümüzdeki 5 sene içinde bu farkı geri alacaksınız” derseniz, onlar yine geleceği sorgulamak yerine o anki farkı gözeterek tercihlerinin daha ekonomik olandan yana yapıyorlar. Yeşil bina kavramının, gelecek nesiller için kaçınılmaz bir süreç olduğu- nu anlayacak bilince henüz ulaştığımızı sanmıyorum. Sürdürülebilirlikle ilgili çok sevdiğim bir tanım vardır: Çevre, geçmişi- mizden aldığımız bir miras değil, gelecekten alınan bir borçtur. Eğer sürdürülebilirliği hayatımızın her alanına yaymazsak, gelecek nesillerin yaşayacağı sıkıntıların sorum- lusu bizler olacağız. Tüketicinin, binanın kullanım süresinde sağlayacağı artı değeri göz ardı etmeyip, kısa vadede pahalı gibi görünen ancak belli bir süre sonra kazanç sağlayacak daireyi tercih etmesi gerektiğini düşünüyorum. Tüketici talebi ne kadar artarsa, yatırımcılarda bu konuda yatırım yapma kararı alacaklardır.

HALUK SUR KİMDİR?

1978 yılında Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nden mezun olan Haluk Sur, daha sonra aynı üniversitede Çevre Bilimleri Enstitüsü’nde ve University of Washington’da Çevre Mühendisliği okudu. 1983 yılından itibaren 8 yıl boyunca Yapı Teknik İnşaat’ta hem kurucu hem de Genel Müdür olarak Suudi Arabistan’da çok sayıda okul ve hastane projelerinin inşaatında görev üstlendi. Türkiye’de de alt ve orta gelir grubuna yönelik toplu konut projeleri, ayrıca orta ve üst gelir grubu için lüks konut ve villa projeleri de geliştirdi.

1991 yılında Bimeks Bilgi İşlem’in kurucu- ları arasında yer aldığı gibi aynı dönemde hem Bimeks Bilgi İşlem’de Yönetim Kurulu Üyesi hem de İhlas Holding Gayrimenkul Geliştirme ve İnşaat Grup Başkanı olarak İcra Kurulu Üyeliği yapmıştır. 1999-2006 yılları arasında ise İhlas GYO Yönetim Ku- rulu Başkanlığı ve Genel Müdürlük görevini yürüttü. İhlas Holding bünyesinde yaklaşık 15.000 konut, 70.000 ünite devremülk tatil ve ticari merkez projelerinin geliştirilmesi ve yapımında aktif görev aldı. 2005 yılında başladığı Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Derneği Başkanlığı görevinden ayrıldı. Daha sonra Urban Land Instititute Türkiye İcra Kurulu Başkanı olarak başladığı görevine halen devam etmekte olup, Paladin Realty Partners Eurasia Yönetim Kurulu Başkanı ve Emlak Konut GYO Yönetim Kurulu Üyesi görevlerini yürütmektedir.

2010 yılı Nisan ayında Çevre Dostu Yeşil Binalar Derneği (ÇEDBİK) Yönetim Kurulu Başkanlığı’na seçilen Sur, aynı zamanda BMP (Barcelona Meeting Point), BEX (Building Exchange), BUMED (Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği), EIRE Milano, EPRA (European Public Real Estate Association), FORUM ISTANBUL, GRI (Global Real Estate Institute), GYODER (Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Derneği), NAREIT (National Association of Real Es- tate Investment Trusts) ve RICS (Royal Ins- titution of Chartered Surveyors)’da danışma kurulu üyelikleri görevini yürütmektedir.


Yorum yaz...

Teşekkür ederiz. Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.
Üzgünüm. Yorumunuz gönderilemedi. Lütfen tekrar deneyin.
  • (Yayınlanmayacak)