EkoYapı Dergisi - Ekolojik Yapılar ve Yerleşim Dergisi

Fuller’in Mirası Jeodezik Kubbeler

İç mekan, duvar ve kapılarla bİrbİrİnden ayrılan parçaların bir bütünü olsa da yapının tümünü taşıyan kolonlar çoğu zaman mekan tasarrufunu zorunlu hale getiriyor. Bu tasarrufların her zaman çok keyifli yaşam alanlarına gebe olmadığını söylemekte de fayda var.

Yek pare yaşam alanlarını oluşturmanın bir opsiyonu biçimsiz, dikdörtgen yapılar iken bir diğeri ise alabildiğine estetik bir yay çizerek, destek sütunlarına ihtiyaç duymayan kubbe oluşumlar.

Amerikalı mimar Richard Buckminster Fuller tarafından tanıtılan ve bugün özellikle kurumsal mekanlara özgün form kazandıran jeodezik kubbeler hem materyal kullanımı konusunda bilinçli bir tutum sergilenmesini mümkün kılıyor hem de fütüristik yapıları ile yarının şehrine dair ipuçları taşıyor.

1895 ila 1983 yılları arasında yaşayan, bir yüzyılın sonunu ve bir diğerinin ilk adımlarını tecrübe eden Fuller, bugün neo-fütüristik çalışmaları ile hatırlanıyor. Mimarlığın yanı sıra bir sistem teorisyeni, tasarımcı, yazar ve mucit olarak da eser bırakmış olan Fuller, “Uzay mekiği Dünya” başta olmak üzere pek çok ekolojik ve mimari terimin de tanıtılmasına büyük katkıda bulunmuş.

Ne teori ne de uygulama açısından jeodezik kubbelerin yaratıcısı olmasa da bu inşa formunun kendisiyle özdeşleştirilmesine sebep olan başarılı işlere imza atan Fuller, atipik mimarinin kurucu babaları arasında da gösteriliyor. Öyle ki; ölümünün ardından ortaya çıkan ve başlı başına kimya alanında da boyut atlatır bir nitelik taşıyan karbon moleküllerinin biçimleri, Amerikalı mimarın ardından “fullerene” olarak adlandırılıyor.
Zira karbon atomu, dış görünüş itibariyle çok yüzeyli kubbeleri andırıyor.

1950 ila 1960 yılları arasında çalışmalarında jeodezik kubbeleri kullanan ve geometri açısından en uygun yöntemi bulup kubbeler inşa etmek üzerine teoriler üreten Fuller, bugün karşı karşıya kaldığımız kaynak tükenişi konusuna da öncü bir bakış açısıyla el atmış, az materyal ile çok üretimin yapılabileceği yapılara yönelmiş. Böylelikle, jeodezik kubbelerin alternatif mimari açısından birer ikona dönüşeceği süreci de başlatmış.

ASM Uluslararası Merkez Binası

Renovasyon Mimarı: Dimit Mimarlık
Özgün Mimar: Richard Buckminster Fuller & John Terence Kelly
Müşteri: ASM
Geliştirici: The Chesler Group
Efektif Alan: 557,42 m2
Konum: Ohio, ABD

Amerikan Metalciler Birliği, ASM’nin 1959’da inşa ettirdiği merkez ofis John Terrence Kelly ve Richard Buckminster Fuller’ın çalışmalarından gelen bir kompleks olarak hizmet veriyor. 20’nci yüzyılın ortasının en başarılı iki mimarının altına imzasına attığı proje, geçtiğimiz yıllarda Dimit Mimarlık tarafından gerçekleştirilen bir renovasyon sürecine tabi tutuldu.

45 dönümlük bir arazi üzerine inşa edilen kompleks, Bauhaus’un kurucusu Walter Gropius’un altında yetişen Kelly tarafından inşa edilmiş. Materials Park adlı geniş bir bahçeyi kapsayan kubbe ise Fuller’in baş yapıtları arasında kabul ediliyor.

Kompleksin gözde parçası ise şüphesiz kubbe. Fuller, 31,4 metre yüksekliğe ve 83,5 metre çapa sahip kubbesi ile bütünsel, geniş bir yaşam alanı oluşturmuş. Jeodezik kubbenin tam merkezinde yer alan bina ile kurduğu ilişki ise görülmeye değer.

Jeodezik kubbe aslında birbirinden 76 cm uzaklıkta duran iki ayrı kubbeden oluşuyor. İnşasında toplamda 65 bin parça kullanılan kubbe, 21 km alüminyumdan oluşuyor. Kubbeyi meydana getiren beşgenleri oluşturmakta kullanılan boru ve parçaların toplam ağırlığı ise 80 ton.

Fuller’in dehası, toprağın 73 metre derinine inen 5 ayak dışında kubbeyi desteklemek için herhangi bir sütuna ihtiyaç duymaması ile ortaya çıkıyor.

Dome of Visions

Mimar: Kristoffer Tejlgaard ve Benny Jepsen, Tejlgaard&Jepsen Mimarlık
Efektif Alan: 36,4 m2
Yükseklik: 10500 mm
Konum: Kopenhag, Danimarka

2012’den bu yana birlikte üretim yapan bir ikili olan Kristoffer Tejlgaard ve Benny Jepsen, atipik mimari projelere imza atıyor. Kopenhag, Danimarka’da yer alan ofisleri bir mimarlık ofisinden ziyade bir atölye biçiminde işleyen Tejlgaard ve Jepsen, yeşil mimari ve doğa dostu olma konusundaki radikal fikirleriyle de tanınıyor.

Uzayda kolonileşme için programlanan projelerdeki kısıtlı kaynak yönetiminin aynısının Dünya’da da uygulanması gerektiğine inanan mimarlar, başta inşa sektörü olmak üzere yerkürenin kaynaklarının insanlığın tarih sahnesine çıkmasından bu yana geçen ve göreceyle kısacık olan sürede nasıl da devasa bir azalmayla karşılaştığına da dikkat çekiyor.

Bir araya gelmelerinin üzerinden sadece iki yıl geçmiş olsa da üç başarılı kubbe bazlı yapı ile rüştlerini ispatlayan Tejlgaard ve Jepsen, başta Danimarka mimarisi olmak üzere Kara Avrupası’nda egemen olmaya oynayan çağdaş ve çevreci akımın başarılı temsilcileri.

Her iki mimar da, Fuller’in kendilerine ilham verme ve öncü olma konusunda oynadığı rolü açık yüreklilikle dile getiriyor.

Roskilde Dome 2012

Mimar: Kristoffer Tejlgaard ve Benny Jepsen
Müşteri: Roskilde Müzik Festivali
Mühendis: Henrik Almegaard
Efektif Alan: 299 m2
Yükseklik: 7614 mm
Konum: Roskilde, Danimarka

Roskilde Müzik Festivali, asıl hedefi olan müziğin yanı sıra alternatif yaşam alanları, çevresel duyarlılık ve alternatif mimariyi desteklemek gibi farkındalıklara da sahip.

Tejlgaard&Jepsen’in küre bazlı mimari tasarımı, bu sebeplerden ötürü müzik festivali için biçilmiş kaftan.
İlk kez 2011 yılında, henüz mimari çift bir araya gelmemişken, sadece Kristoffer Tejlgaard tarafından hazırlanan proje, 2012 yılında daha geniş bir ölçeğe sahip olacak biçimde yenilenmiş.

Her biri iki kişi tarafından taşınabilecek, birbirinden ayrı modüllerin bir araya gelmesiyle inşa edilen kubbe, kolayca birleştirilebilen bir yapıya sahip. Tamamıyla kontraplak kullanılarak üretilen yapı, önce üç boyutlu biçimde projelendirildikten sonra bilgisayar sayımlı yönetimle kesim yapan bir makine aracılığıyla işlenen kıvrımlı ahşap parçalarla bir araya getirilmiş.

Kontraplağın elastikiyeti paneller arasındaki geçişi kolaylaştırırken, daha az esnek olan bir başka materyalin kullanılması durumunda yaşanacak olan kümesel karışıklıktan da kaçınılmış.

Pencere çukurlarına dikey olarak yerleştirilen sundurmalar ile ışık açısından transparan bir yapı meydana getirilirken aynı zamanda kubbe içinde yakalanan mikroklimal alanın kuruluğu da garanti altına alınmış.

Küresel kubbe yapı, yapının tabanından tepe noktasına kadar uzanan ve büyük çemberlerden oluşan bir ağdan meydana geliyor. Geometri açısından karbon 240 molekülü ile aynı olan kubbede toplam 240 panel yer alıyor.

The Meeting People Dome

Mimar: Kristoffer Tejlgaard ve Benny Jepsen, Tejlgaard&Jepsen Mimarlık
Müşteri: BL – Public Housing
Mühendis: Henrik Almegaard
Efektif Alan: 212 m2
Konum: Bornholm, Danimarka

BL’nin organize ettiği ve iskân politikalarının tartışılacağı etkinlikler sırasında kullanılmak üzere Kristoffer Tejlgaard ve Benny Jepsen tarafından tasarlanan, Henrik Almegaard’ın mühendisliğinde hayata geçirilen proje, mekan olarak kullanış amacının ciddiyetine uygun biçimde inşa edilmiş.

Sıradan bir çadır temelli binanın gerekli ciddiyeti karşılamayacağını düşünen BL tarafından son derece beğenilen ve 2014 yılı itibariyle kalıcı bir form kazandırılarak bundan sonra sürekli olarak kullanılacak olan kubbe bazlı yapı, atipik unsurları ile katılımcıların ve politikacıların ilgisini çekiyor. Böylelikle yapılan etkinliklere katılım oranı da artırılmış oluyor.

İnşasında metal düğümlerle birbirine tutturulmuş kerestelerden oluşan bir şebeke sistemi kullanılan kubbenin iskeleti bir çadır gibi örtülmeye ve ev duvarı gibi daha katı sistemlere de destek olabilecek biçimde tasarlanmış. Kubbenin sütunlara ihtiyaç duymadan yükseltilmiş olması iç mekan tasarımında ciddi bir rahatlık sağlıyor.
Cephenin değişime uygun olması hava boşluklarının ve pencerelerin konumları açısından özgürlük sağlıyor. 3 boyut teknolojisi sayesinde oluşturulan projede, lazer uygulanarak yapılan kesimlerle en küçük detaylarda bile başarılı bir kusursuzluk yakalamış durumda.

Şebeke sisteminin hassaslığı açısından son derece titiz bir biçimde kurulması gereken ağ, bir ayakkabı gibi keresteler arasına yerleştirilen çelik düğümlerle ayakta duruyor.
Ayrıca cephenin yapımında, eski karton kutuların geri dönüşümden geçtikten sonra sıkıştırılması ile elde edilmiş çevre dostu bir materyal kullanılıyor. Aynı şekilde kubbenin yarı saydam yapısı aydınlatma konusunda tasarruf sağlarken enerji israfının da önüne geçilmiş oluyor.


Yorum yaz...

Teşekkür ederiz. Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.
Üzgünüm. Yorumunuz gönderilemedi. Lütfen tekrar deneyin.
  • (Yayınlanmayacak)