Organik Çalışma Alanları ile Daha Yaratıcı ve Üretken Ofisler

Yalçın Ata

Ersa Mobilya Genel Müdür Yardımcısı

Bugüne kadarki tasarım stratejimiz öncellikle piyasa koşulları içinde varolan koşulları tamamlayabilecek, Ersa’nın kendi diliyle tasarımlar yaratmaktı. Bununla ilgili olarak kendi portfoyümüzde olmadığını düşündüğümüz ve insanların ihtiyacının olduğuna inandığımız ürünler konusunda belli tasarımcılarla brifler hazırlayıp çalışmalar gerçekleştirdik. Şuan o koleksiyonlar belli bir tamamlanma aşamasına geldi. Bundan sonraki süreçte hem yeni kültürler yaratmak hem de daha ileriye dönük tasarımlar oluşturmak hedefindeyiz.

Çevre ve insan sağlığıyla dost hammadde ve aksesuarlar kullanarak; ergonomik, sıhhi, kullanıcıyı daha az yoran ve geri dönüşümü mümkün mobilyalar tasarlıyorsunuz. Sürdürülebilirlik yaklaşımızdan ve tasarım kriterlerinizden bahsedebilir misiniz?



Ülkemizde birçok kelimenin altı boşaltılıyor; sürdürülebilir ve tasarım bu kelimelerden birkaçı. Bazı kelimeleri o kadar çok kullanmaya başlıyoruz ki sonra gerçekten ne anlama geldiğini unutuyoruz. Sürdürülebilirliğin içinde insanlar sadece işin yeşil olduğu, geri dönüştürülebilir olduğunu düşünüyorken biz; bu sürecin aslında ürünün üretim sürecinden satış ve servis sürecine dahil olduğunun farkında olarak bu konuda dışarıdan destek alalım istedik.

Bu konu ile ilgili Erdem Akan bize öncü oldu. Kendi grupları olan Boğaç Şimşir ve Almanya’dan bir mühendislik firması olan P.I. International firması ile bir sürdürülebilir proje gerçekleştirilebilir diye görüşmeler yaptık ve bu sürecin sonunda şöyle bir duruma geldik; aslında var olan bir ürünün tasarımı değerlendirilebilir, daha sürdürülebilir nasıl olabilir? Bir de yeni bir ürün grubunun tasarlanıp nasıl sürdürülebilir anlamda bir sürece geçirilebileceğinin analizlerini yaptık.

Projemiz aslında iki aşamalı; bu aşamalardan birincisi aslında çok zorlu bir süreç çünkü araştırmalar gösteriyor ki bir ürünün sürdürülebilir olmasını sağlayabilmek tasarım sürecinin yüzde 70’lik kısmını kapsıyor. Ürünü tasarladıktan sonra tekrardan bunu sürdürülebilir ve verimli hale getirmek kısmında sizin yapabileceğiniz değişiklikler sadece yüzde 30’luk kısmını kapsayabiliyor.

O yüzden birinci projemiz aslında önemli bir proje ama ikinci projemiz daha farklı bir süreç.Ürünlerin sertifikasyon süreçleri önemli bir nokta olduğu için biz adım adım ilerlemek istedik. ISO 14000 standardının içinde 14021,14024 ve 14025 gibi süreçler var. 14024 ürün bazında bir sertifikalandırmayken, 14021 kendinizin deklare ettiği bir süreç olarak kendi eko etiketinizi oluşturduğunuz süreç, en önemlisi ve özeli ise 14025.

Bu aşama; artık dışarıdan bir kontrol ile birlikte kendinizin de bu konuyla alakalı çalışmalarınızın belli bir noktaya geldiğinin ve ürünlerin bu noktada bir deklerasyona dönüştüğünün izlenmesi aşaması. Bizim şuanda başladığımız süreç 14021 süreci. Biz kendi sürdürülebilirlik politikamız olarak yaklaşık beş senelik bir süre içerisinde ürünlerimizin birçoğunu 14025 sürecine çevirmek istiyoruz.

Bugüne kadarki tasarım stratejimiz öncellikle piyasa koşulları içinde varolan koşulları tamamlayabilecek, Ersa’nın kendi diliyle tasarımlar yaratmaktı. Bununla ilgili olarak kendi portfoyümüzde olmadığını düşündüğümüz ve insanların ihtiyacının olduğuna inandığımız ürünler konusunda belli tasarımcılarla brifler hazırlayıp çalışmalar gerçekleştirdik. Şuan o koleksiyonlar belli bir tamamlanma aşamasına geldi. Bundan sonraki süreçte hem yeni kültürler yaratmak hem de daha ileriye dönük tasarımlar oluşturmak hedefindeyiz.

Türk ofis mobilya sektörü için oldukça önemli adımlar atıyorsunuz. Bu adımlardan biri de Haworth ile yaptığınız iş birliği. İşbirliğinizden biraz bahsedebilir misiniz?
Bizim son dönemdeki gelişmelerimizden bir tanesi de uluslararası mobilya devlerinden biri olan Haworth ile yaptığımız anlaşma. Bu anlaşmanın içinde de Türkiye’de uluslararası firmaların mobilyaları konusunda çalışmalar yapıyoruz. Ülkemizdeki büyük ölçekli firmalar ile özellikle yabancı yatırımlar, mobilya/dekorasyon arayışlarında dünyaca ünlü firmaların da ürünlerini görmek; mobilya arayışlarında sektörde söz sahibi, hizmet konusunda uzmanlaşmış firmalarla işbirliği yapmak istiyorlar. Biz de Haworth’ın Türkiye’deki tek temsilcisi olarak firmamız adına büyük bir adım atmış olduk.

Bu işbirliği Ersa Mobilya vizyonunun gelişimine katkı sağlarken, ülkemiz ofis mobilyası sektörü için de önemli gelişmelerin yaşanmasına önderlik edecek. Çalışma koltukları, üst düzey yönetici mobilyaları, konferans ve toplantı masaları, depolama elemanları, açık ofis bölme sistemleri, bekleme alanları gibi ofis mobilyası ile ilgili çok geniş ürün yelpazesine sahip Haworth ile işbirliğimiz sayesinde aslında sektördeki lider konumumuzu pekiştirmiş bulunuyoruz.

Haworth’la birlikte ilk etapta Avrupa’nın en büyük yazılım şirketi konumundaki SAP İstanbul İnovasyon Merkezi ve Acıbadem Üniversitesi projelerini hayata geçirdik. Haworth ile yaptığımız bir de program var; Edition. Bir firmanın iç mimari dekorasyonuyla birlikte kaç kişinin hangi verimlilikle nasıl çalışacağına ve çalışma senaryolarına göre bir yerleşim gerçekleştiriyoruz. Ne kadar toplantı yapılacak, kaç kişinin çalışması gerekiyor, dinlenme alanı olacak mı, herhangi bir şekilde yemek kısmı olacak mı, toplantılar ne şekilde, nasıl yürütülecek, buraya gelen firmaların misafirleri nasıl ağırlanacak vs. bunların her birini değerlendirip onlara iç mimari dekorasyon çözümleri de sunuyoruz. Bunların önemli kısımlar olduğunu düşünüyoruz; çünkü sürdürülebilirlik içerisinde bu noktalar da çok önemli.

Organik çalışma alanlarının stratejilerini biraz daha açabilir miyiz ?

Sadece mekanın özelliklerine bakıp buraları oda halinde bölelim, burada muhasebe departmanı, burada planlama departmanı, burada satış departmanı olsun diye ayırıp mekana bağlı kalarak çalışma düzeni yapmaktansa insanların birbirlerine ve fonksiyonlarına bağlı iletişimlerine ve nasıl sosyalleşebileceklerine göre tasarım yapılmalı çünkü bunların hepsi verimli çalışma sürecine bağlı. Organik derken insanların sadece masa başında oturup günlük işlerini yapmalarından bahsetmiyoruz. Bu insanların şirkete katmadeğer sağlayacak fikirler üretmesini de sağlamaktan bahsediyoruz. Bence organik çalışmanın en değerli, en kıymetli noktalarından biri de çalışanlara fikir üretme inisiyatifi sağlayabilmesi. Onların daha farklı düşünüp, ilham alıp uzmanlaşma alanlarıyla alakalı yeni fikirler üretebilmelerini sağlayabilme çalışmaları.

Bunu yaparken özellikle tasarımlarda dikkat ettiğiniz faktörler neler?
Çok faktör var; estetik, ergonomi, fonksiyon, renk... Bunların hepsi çok önemli. Firmanın kendi içerisindeki renk kullanımları da insanların modunu değerlendirmesi için çok önemli. Bence bu dört nokta sosyalleşme ve organik çalışma için çok önemli unsurlar. Bir şirketin içerisindeki sürdürülebilirlik süreci sadece firmanın işi ne kadar karlı yaptığı ile alakalı değil aynı zamanda işi ne kadar uzun süreçte ve verimli yaptığıyla da alakalı.

Bu sayımızın dosya konusu “Yeşil Ofisler”. Ofis mobilyalarının içmekan kalitesine katkısı ve Ofis mobilyalarında sürdürülebilir tercihler üzerine görüşlerinizi alabilir miyiz? Özellikle iç mekan kalitesine katkı dendiğinde Ersa ürünlerinin değerlerinden bahseder misiniz ?
Sertifika süreçlerinin içinde birçok kriter var. Bunların içerisinde motivasyonalanlarından havalandırmaya, aydınlatmadan iç mimarinin içerisindeki yerleşimlere kadar her şey çok önemli Bizim tarafımızdan en önemli şey; kullanılan hammadde ve bunun geri dönüştürülebilirlik süreçleri. Kullandığınız kumaşın hem akustik olması, hem geri dönüştürülebiliyor olması önemli. Eğer metal parça kullanıyorsanız onun üzerindeki boyanın çevreye olan duyarlılığı çok önemli. Sonuçta bunların her birini değerlendirmemiz gerekiyor.

Bunların yanında da organik çalışma alanlarında insanların motivasyonlarını artırabilecek ve onların şirket içerisinde nasıl faaliyetler sunduklarını belirtecek ürünler yaratmaya çalışıyoruz. Buna göre oluşturduğumuz en önemli kriterlerden bir tanesi insanların uzun saatler çalışırken sahip olmaları gereken ergonomi. Özellikle çalışan insanların ergonomileriyle ilgili olarak oturdukları sandalyenin onların yaşam kalitelerine ve çalışma kalitelerine kattığı değer.

Yapılan araştırmalarda insanların uzun saatler boyunca doğru bel ayarında ve fonksiyonel bir çalışma koltuğunda oturmalarıyla bu şartları sağlamayan bir koltuk ayarında oturmalarının arasında ciddi sağlık problemleriyle karşılaşılıyor. Omurga yapınız bozuluyor, sürekli doktora gidiyorsunuz, rapor alıyorsunuz, fıtık oluyorsunuz bununla ilgili ameliyat oluyorsunuz vs.

Aslına bakarsanız sağlıkla ve iş verimliliğiyle birebir alakalı. Bunu çok önemsememiz gerekiyor çünkü günün en az sekiz saati o koltuğun üzerinde geçiyor ve bu bizim sadece çalışma hayatımızı değil tüm hayatımızı etkiliyor. Şunu da eklemek isterim ki çalışma sistemi aslında sadece oturmak değil. İnsanların gün içerisinde kan dolaşımlarını artırmak için hareketlenmeleri de gerekiyor. Bulunduğumuz mekanlar içinde farklı alanları kullanmamız esnek çalışmanın en önemli kriterlerinden bir tanesi.

Eskiye baktığımız zaman bir kapalı dönem vardı, ofislerin oda oda şeklinde olduğu ve hiyerarşinin çok daha fazla olduğu bir dönem, sonrasında açık ofis sistemleri geldi. Projelerde özellikle açık ofis sistemi şuanda Türkiye’de de çok popüler fakat belli bir metrekarede ve yüksek tavanlarda açık ofis sistemlerini biraraya getirdiğiniz zaman ciddi bir akustik sorunu ortaya çıkıyor. İnsanlar konsantre olamıyor ya da özel görüşmelerini gerçekleştiremiyor. Biz bunlar için özel odalar oluşturulup, akustik panellerle birlikte sesleri algılayabilecekleri şekilde ürünler gerçekleştirdik. Dinlenme alanlarında da daha renkli, daha sakin, insanları motive edebilecek tarzda alanlar oluşturduk. Bence sürdürülebilirliğin altında yatan anafikir; şirketlerin karlı ve sürdürülebilir büyümesini yaparken aynı zamanda çalışanların verimli çalışmasını sağlayabilmek. Bunun için de bulunduğunuz ofisin iç mimarisi çok önemli bir noktaya taşınıyor. Yeni teknolojilerle birlikte tamamen mobil bir hale gelmişken insanların esnek çalışma saatlerini sağlayabilecek bir ofis sistemi yaratmak bizim en büyük hedefimiz. O yüzden son dönemde çalıştığımız bütün projeler bu çizgide.

Ersa Greenline’dan ve Box In A Box Idea’da biraz bahsedebilir misiniz?
‘Box In A Box Idea’ ise bir iç mimari proje olarak gerçekleştirildi ve Yalın Tan & Jeyan Ülkü ekibi tarafından tasarlandı. Yaratıcı, dikkat çekici ve dinamik bir mekan oluştururken aynı zamanda müşterinin orada olduğu süreçte keyifli bir zaman geçirmesini hedefledik. Ersa’nın geçmişten gelen zanaati ile birlikte entelektüel ve kültürel yapısını birleştiren bir iletişim projesi haline çevirdik. Şuanda Box In A Box Idea, bulunduğumuz iç mimari projeden çok daha farklı bir noktaya geldi. Genç tasarımcıların veya yaratıcı işler içinde bulunan kişilerin, profesyonellerin, öğrencilerin, sanatsal çalışmaların, entelektüel anlamdaki birçok projenin sunumunu sağlıyor. Bununla birlikte başta dijital platformumuz vardı dergiye dönüştü, şuanda videolarla daha farklı bir sunum haline dönüşüyor. Bununla ilgili gelecekte projelerimiz mevcut, altyapı çalışmaları devam ediyor. Box In A Box Idea’nın en önemli özelliği içerik üretiminde gençlerden de destek alınıyor olması. Herhangi bir ticari kaygı olmadan sosyal sorumluluk projesi olarak gerçekleştiriyoruz. Box In A Box Idea, Ersa’nın altında, yanında, onunla birlikte giden ve Ersa’nın entelektüel ve kültürel bir projesi... Bu şekilde gelişiyor ve gelişmeye de devam edecek.

Metal Dolaplardan Wall Dolaba...

Firmamız 1958 yılında Metin Bey tarafından kuruldu, bu dönem biraz farklıydı, daha zanaat anlamında küçük atölyeler içerisinde, talebe göre üretilen mobilyalar sözkonusuydu. Gün geçtikçe şirketin kendi içinde büyümesiyle müşteri portföyümüz de genişledi. Kamu tarafında daha çok dosyalama ve soyunma anlamında kullanılan bu dolapları biz aslında özel sektörde de hem estetik anlamda hem de yeni fonksiyonlar katarak, daha renkli çalışmalar yaparak belli bir aşamaya getirmek istedik. Aykut Erol tasarımı ürünümüzün adı Wall. Aykut Bey ile konuştuğumuz ilk andan itibaren proje böyle başladı. 1958 dosya dolabından esinlenen Wall’a farklı fonksiyonlar ekledik ve dolabın tanımını değiştirdik. Yan yana gelebilen ünitelerle devamlılık sağlayarak aslında hem soyunma dolabı hem de bölücü özellik eklenmiş oldu.

Geçmişte moda olan ve neredeyse her kamu kurumu, üniversite ve bankalarda kullanılan metal dolapları özel tasarımla birleştirerek yeni bir form kazandırdık. Eğitim kurumları ve yurtlar tarafında çalışmalarımız devam ediyor. Spor alanlarında kullanıldığı gibi şirketlerin içinde ayırıcı pano olarak da kullanılıyor. Herhangi bir duvar alçıpan kullanılmadan kendinize ait bir akustik özellikte duvar yaratmış oluyorsunuz. Metal dolaplar 60’lı yıllarda haki renkli iken, 70 ve 80’li yıllarda kahve ve bej renklere dönüştü. Sonraki yıllarda da gri tercih edilmeye başladı. Tasarımla birleştirdiğimiz metal dolaplar, artık cıvıl cıvıl renklerle üretiliyor. Farklı amaçlarla bellirli alanları kullanabilir miyiz diye düşündük. Böylece hedef kitlesi de genişledi; üniversiteler, eğitim kurumları, ofis alanları, spor salonları.


Yorum yaz...

Teşekkür ederiz. Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.
Üzgünüm. Yorumunuz gönderilemedi. Lütfen tekrar deneyin.
  • (Yayınlanmayacak)