Beyaz Saray’da Balo Salonu Krizi Büyüyor!

Beyaz Saray’daki balo salonu krizinden daha önce birkaç yazıda bahsetmiştik. Görünen o ki, konu üzerindeki tartışmalar durulmak bilmiyor. Söz konusu proje Donald Trump’ın imzasını taşıyınca mesele mimarlıktan çıkıp hukuka, tarihi mirası koruma etiğine ve kamu yararına uzanan bir tartışmaya dönüşüyor. Sonunda olaya ABD’nin en köklü koruma kuruluşlarından National Trust for Historic Preservation el attı ve Donald Trump'a dava açarak projeye resmen “dur” dedi.
Ortaya atılan iddialara göre yaklaşık 8 bin metrekarelik bu dev ek yapı, tarihi doğu kanadın bir bölümünün yıkılmasını gerektiriyor ve üstelik bu süreçte ne tasarım yeterince şeffaf biçimde paylaşılmış ne de koruma ve planlama kurumlarının onayı alınmış durumda. Normalde böylesi bir müdahalenin Commission of Fine Arts ve National Capital Planning Commission gibi kurumlardan geçmesi, hatta kamuoyuna açık biçimde tartışılması gerekiyor. Ancak dava dosyasına bakılırsa, balo salonu bu “küçük” prosedürleri pek beklememiş.
Koruma örgütü, projenin yalnızca estetik bir mesele olmadığını vurgulayarak Beyaz Saray'ın sonuçta kişisel bir mülk değil; ABD tarihinin, kamusal hafızanın ve sembolik mimarlığın merkezinde yer alan bir yapı olduğunu savunuyor. Doğal olarak, bu ölçekte bir ek yapının, “ben yaptım oldu” anlayışıyla ilerlemesi hem hukuka hem de koruma kültürüne aykırı bulunuyor. Federal mahkeme ilk aşamada inşaatı durdurmasa da dava kapanmış değil. Ocak ayında yapılacak duruşmalarla sürecin daha derinlemesine ele alınması bekleniyor. Trump cephesi ise projeyi savunurken “ulusal güvenlik” ve başkanlık yetkileri gibi güçlü kavramlara yaslanıyor. Tasarım detaylarının neden kamuya açık olmadığı sorusu da bu gerekçeyle geçiştiriliyor. Mimarlık çevrelerinde asıl tartışma ise şu noktada düğümleniyor: Tarihi bir yapıya yapılan müdahalede hız mı yoksa süreç mi önemlidir? Ve mimarlık, kamusal sorumluluğunu nasıl korur?