Harvard Soruyor: Ev Dediğimiz Şey Hâlâ İşe Yarıyor mu?

Harvard Graduate School of Design’da bir araya gelen mimarlar ve şehir plancıları, konutu yeniden “temelden” konuştu. Ne metrekareler ne de yatırım değerleri ön plandaydı. Tartışmanın odağında çok daha tanıdık bir mesele vardı: İnsanların gündelik hayatı hızla değişirken, evler neden hâlâ aynı kalıyor?

Toplantıda öne çıkan ortak görüş şuydu: Bugünün evleri, bugünün yaşam biçimlerine çoğu zaman cevap vermiyor. Evden çalışma, çok kuşaklı yaşam, bakım emeği, yalnızlık ve birlikte yaşama ihtiyacı aynı çatı altında toplanırken, konut tasarımı hâlâ tek tip planlar ve sabit senaryolar üzerinden ilerliyor. Bu kopukluk, konut sorununu yalnızca ekonomik değil, doğrudan mekânsal bir krize dönüştürüyor.

Katılımcılar “ev”in sadece barınmak için değil, uyum sağlamak için var olduğunu hatırlattı. Esnek mekânlar, dönüşebilen planlar ve ortak alanlar bu yüzden birer mimari tercih değil; değişen hayatın zorunlu sonuçları olarak ele alındı. İnsanların evlerinden beklentisi artıyor, ama evlerin buna ayak uydurma kapasitesi giderek azalıyor.

Bir diğer önemli vurgu ise konutun tek başına bir bina olmadığıydı. Mahalleyle kurulan ilişki, kamusal alanlara erişim ve sosyal bağlar, bir evin gerçekten “işe yarayıp yaramadığını” belirleyen unsurlar arasında yer alıyor. İyi bir ev, yalnızca iç mekânıyla değil, çevresiyle birlikte çalışıyor. Harvard’daki bu tartışma, mimarlığa büyük laflar etmeden net bir çağrı yapıyor: Konutu yeniden düşünmek için önce insanların nasıl yaşadığına bakmak gerekiyor. Belki de sorun daha akıllı evler tasarlayamamamız değil; hayata daha iyi eşlik eden evleri hayal etmekte geç kalmamız.


Yorum yaz...

Teşekkür ederiz. Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.
Üzgünüm. Yorumunuz gönderilemedi. Lütfen tekrar deneyin.
  • (Yayınlanmayacak)