Londra’daki Southbank Centre, Koruma Altına Alındı

Sonunda Brutalist mimariye iade itibarı yapılıyor! Uzun süredir “soğuk”, “sert”, hatta “itici” olmakla suçlanan Brutalist mimarlık için bu karar gerçek bir dönüm noktası aslında. Londra’nın kalbinde, Thames Nehri kıyısında yer alan Southbank Centre, yıllardır süren sivil girişimlerin ve mimarlık çevrelerinin ısrarlı mücadelesi sonucunda Grade II mimari korunma statüsü kazandı. Bu da yapının artık yalnızca kültürel değil, resmî olarak tarihsel bir değer taşıdığı anlamına geliyor.
Southbank Centre’ın hikâyesi, savaş sonrası Britanya’nın kamusal mekân anlayışını okumak için güçlü bir örnek sunuyor. Betonun gizlenmediği, aksine bilinçli biçimde görünür kılındığı bu kompleks; Hayward Gallery, Queen Elizabeth Hall ve Purcell Room gibi yapılarla birlikte mimarlığı bir süsleme pratiğinden çıkarıp toplumsal bir duruş olarak ele alan bir dönemin ürünü. Bugün verilen bu koruma kararı, aynı zamanda o dönemin şehircilik hayallerine geç kalmış bir saygı duruşu niteliği taşır nitelikte.
Şu önemli, kararın önemi yalnızca Londra ile sınırlı değil. Son yıllarda dünya genelinde pek çok Brutalist yapının ya yıkıldığı ya da “yenileme” adı altında kimliğini kaybettiği düşünülürse, Southbank Centre’ın tescillenmesi mimarlık dünyasına açık bir mesaj veriyor:
Beton eskidi diye değersizleşmez!

Bu gelişme, mimarlıkta koruma kavramının sınırlarını yeniden tartışmaya açıyor. Koruma yalnızca “estetik olarak sevilen” yapılar için mi geçerli olmalı, yoksa rahatsız edici, sert, politik ve hatta tartışmalı olanlar da bu hafızanın parçası mı? Southbank Centre için verilen Grade II statüsü, ikinci yaklaşımın giderek güç kazandığını gösteriyor.