Mimarlığın Yeni Duyuları: Hisseden, Tepki Veren Yapılar

Dilhan Hız
Modern insanın betonla olan toksik ilişkisi nihayet boyut değiştiriyor. Bugüne kadar binalarımızı hep "statik" hayal ettik değil mi? Dikersin, boyarsın ve o orada öylece durup yaşlanır. Çatlarsa tamir edersin, kirlenirse silersin. Ama bilim dünyasının mutfağında pişen yeni bir tarif var ve şimdi bu tarifte çimento yerine bakteriler, çelik iskeletler yerine mantar kökleri miselyumlar sözkonusu. "Mühendislik Ürünü Canlı Materyaller" (ELM) denilen bu yeni nesil yapılarla, mimarlık sanatı sadece bir inşaat olmanın çok ötesine geçiyor.
Bir Bina Ne Kadar Zeki Olabilir?
Düşünün ki evinizin dış cephesi sadece bir duvar değil, aynı zamanda devasa bir akciğer ve sinir sistemi. Havada bir zehir mi var? Duvarınızın rengi hafifçe değişerek sizi uyarıyor. Hava çok mu sıcak? Binanın gözenekleri tıpkı terleyen bir deri gibi açılarak içeriyi serinletiyor. Üstelik bu duvarlar, sarsıntıdan veya zamandan dolayı bir çatlak oluştuğunda, "Eyvah, beton çağırayım" demiyor; içindeki mikroorganizmalar sayesinde o çatlağı kendi kendine, biyolojik olarak onarıyor. Yani binanız, diziniz kanadığında iyileşen teniniz gibi davranıyor. Muhteşem değil mi? Peki bu iş nasıl yürüyor? Montana Eyalet Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, doğanın en uyumlu çiftini bir araya getirdi: Mantarlar ve bakteriler. Mantarlar o hafif ama dayanıklı iskeleti (miselyum ağlarını) örerken, bakteriler de bu yapının üzerine kalsiyum karbonat yani bir nevi "biyolojik beton" döküyor. Sonuç mu? Hem esnek, hem hafif, hem de beton kadar sert bir yapı. Üstelik bu yapı yaşıyor! Montana'daki dostlarımız ise işi bir tık daha ileri götürüp bu malzemelere "programlanabilir" özellikler katıyor. Yani binanızın hangi durumlarda ne tepki vereceğini bir bilgisayar kodu yazar gibi biyolojik olarak kodlayabiliyorlar.
Calı Ev
Elbette her güzel şeyin bir zorluğu var. Canlı bir evde yaşamanın en büyük derdi, o evi "hayatta tutmak". Duvarlarınızın susaması, acıkması veya (umarız olmaz ama) hastalanması gibi alışılmadık sorunlarla karşılaşabiliriz. Musluk tamircisi yerine binanıza "biyolog-mimar" çağırdığınızı bir hayal edin. Ayrıca emlak piyasasının bu duruma ne tepki vereceği de muamma: "Güney cepheli, geniş balkonlu ve metabolizması oldukça hızlı daire!" Şaka bir yana, bu teknoloji aslında dünyayı kurtarma biletimiz olabilir. İnşaat sektörü küresel karbon emisyonunun devasa bir kısmından sorumlu. Oysa bu canlı malzemeler, havadan karbon emerek büyüyor. Yani eviniz büyüdükçe dünya nefes alıyor. Düşünmesi bile güzel...