Roma’da Ulaşım ve Arkeoloji Aynı Mekânda

Dilhan Hız
İstanbul'da kimi istasyonlarda gördüğümüz dönemsel sergileri düşünün. Sanatseverleri mutlu eden çalışmalar hepsi. Şimdi bu projenlerin bir üst boyutunu düşünelim. Arkeoloji, sanat ve kent yaşamının iç içe geçtiği bir sahne...
Roma’nın Metro C hattı üzerindeki Colosseo–Fori Imperiali ve Porta Metronia istasyonları, uzun süren kazı ve tasarım sürecinin ardından hizmete açıldı. Bu iki durak, teknik bir altyapı projesinden çok, kentin tarihsel katmanlarıyla kurduğu mimari ilişkiyle dikkat çekiyor. Roma’da yerin altı, basit bir taşıma koridoru değil; zamanın mekânsal bir uzantısı olarak ele alınıyor. Kazı sürecinde ortaya çıkarılan arkeolojik buluntular, projede bir engel olarak görülmek yerine tasarımın temel bileşenlerinden biri hâline getirilmiş. Çok da şık olmuş. İstasyon içlerinde sergilenen antik duvarlar, yapısal izler ve kentsel kalıntılar, yolcu sirkülasyonuna eklemlenen açık bir müze kurgusu oluşturuyor. Çarpıcı! Mimari dil, geçmişi izole etmek yerine görünür ve okunabilir kılmayı hedefliyor.

Özellikle Colosseo–Fori Imperiali istasyonu, Roma’nın en yoğun tarihsel akslarından birinde konumlanmasıyla güçlü bir mekânsal deneyim sunuyor. Şeffaf yüzeyler, derin boşluklar ve kontrollü ışık kullanımı, yeraltındaki arkeolojik katmanları dramatize etmeden sergiliyor.

Metro C hattının bu bölümü, Roma’nın altyapı projelerinde benimsediği temkinli ama iddialı yaklaşımı da ortaya koyuyor. Ulaşım ihtiyacı ile kültürel mirasın korunması arasında kurulan bu hassas denge, projeyi mühendislikten çok kentsel bir müzakere alanına dönüştürüyor.
Roma’da metro inşaatı hâlâ yavaş, maliyetli ve karmaşık. Ancak ortaya çıkan bu istasyonlar, kentin geçmişiyle kurduğu ilişkiyi koparmadan güncel ihtiyaçlara yanıt verebilen nadir örnekler arasında yer alıyor. Metro C’nin yeni durakları, Roma’da mimarlığın hâlâ kent belleiğini ciddiye aldığını hatırlatır nitelikte.