Yüksek, Parlak ve Sorunlu: 2025’in En Tartışmalı Mimarlık Sembolü

Dilhan Hız

2025 yılı mimarlık açısından biraz da “en”lerin yılı gibiydi. “En yüksek”, “en büyük” ve “en iddialı” yapıların yılıydı. Ancak mimarlık tarihinin bize defalarca gösterdiği bir gerçek var: Bir yapının çok konuşulması, doğru bir iş olduğu anlamına gelmiyor. Mısır’ın yeni idari başkentinde yükselen ve Afrika’nın en yüksek binası olma iddiasıyla öne çıkan Iconic Tower, tam da bu çelişkinin somutlaştığı örneklerden biri.

Kabul ediyorum, ilk bakışta etkileyici. Parlak cephesi, yukarı doğru incelen silueti ve küresel mimarlık sahnesinde “ikon” olma iddiası son derece net. Zaten sorun da tam olarak burada başlıyor. Çünkü yapı, mimarlığın 2025 itibarıyla aşmaya çalıştığı pek çok refleksi tam merkezine alıyor: yükseklik takıntısı, bağlamdan kopukluk ve mimariyi bir tür güç gösterisine indirgeme arzusu.

Yeni idari başkentin henüz gerçek bir kent dokusu kazanmamış gerçekliğinde yükselen bu kule, çevresiyle ilişki kuran bir yapıdan çok, çevresini bekleyen bir nesne gibi duruyor. Alt kotta kamusal hayat üretilmemiş, güvenlikli ve mesafeli bir duruş söz konusu. Sokakla temas, gölge, geçirgenlik ve insan ölçeği gibi temel mimari kavramlar tamamen geri planda. Ortada güçlü bir yapı var; ama henüz güçlü bir şehir yok!

Sürdürülebilirliği Tartışılır

Yapının sürdürülebilirlik söylemi ise ayrı bir tartışma konusu. Enerji verimliliği, teknolojik sistemler ve modern mühendislik çözümleri abartılarak anlatılıp duruyor ancak çöl ikliminde, bu ölçekte ve bu yoğun cam kullanımında “sürdürülebilir mimarlık” iddiası pek de ikna edici değil açıkçası.

Bina çirkin mi? Emin değilim. Asıl mesele estetik değil. Bu bina çirkin değil, hatta fazlaca “doğru” görünüyor. Sorun, mimarlığın bugün sorduğu sorularla bu yapının verdiği cevapların hiç örtüşmemesi. 2025 mimarlığı artık “ne kadar yüksek?” sorusundan çok, “neye hizmet ediyor, kimin için var ve nasıl yaşlanacak?” sorularını sorup yanıtlamalı. Iconic Tower ise hâlâ 2000’lerin başındaki prestij odaklı mimarlık diliyle konuşuyor.

Dolayısıyla yapı, kötü bir tasarım olduğu için değil; mimarlığın bugün geldiği noktayı ıskaladığı için eleştiriliyor. Gösterişli ama mesafeli, etkileyici ama insansız, teknolojik ama bağlamdan uzak. Belki de bu yapı, bir başarısızlıktan çok bir uyarı niteliği taşıyordur. Sonuçta mimarlığın geleceği, artık yalnızca siluet çizmekle değil; yaşanabilirlik, bağlam ve sorumlulukla ölçülüyor. Iconic Tower ise bize, bu dönüşümün hâlâ tüm mimarlık dünyası için geçerli olmadığını gözler önüne seriyor.


Yorum yaz...

Teşekkür ederiz. Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.
Üzgünüm. Yorumunuz gönderilemedi. Lütfen tekrar deneyin.
  • (Yayınlanmayacak)