Siemens’ten Akıllı Şehirlere Dair 2050 Yılı Öngörüleri

Bina ve şehirler de giderek daha fazla kullanılmaya başlayan otomasyon sistemleri sayesinde “akıllı bina” ve “akıllı şehir” kavramlarını sıklıkla duymaya başladık. Biz de “akıllı şehirler”, “akıllı binalar”, “akıllı şebeke sistemleri”nin ne anlama geldiği ve yaşamımıza neler katabileceğini, bu konuda çalışmalar yapan Siemens’e sorduk.

Kentsel altyapıyla ilgili projelerinizden bahsedebilir misiniz?

Siemens, şehirlere bir ya da birkaç konuyla değil, tüm ihtiyaçlarını karşılayacak çözümler sunan bir şirket. Projelerimizi geliştirirken de bu prensiple hareket ederek, hazırlanacak yeni bir projenin, yapılacak yeni bir yatırımın, şehrin diğer ihtiyaçlarını nasıl etkileyeceğini düşünerek çalışıyor, bir anlamda şehirlerin tamamına yönelik entegre çözümler sunuyoruz. Bu çözümler arasında şehrin enerji dağıtımının daha verimli hale getirilmesinden entegre trafik sistemlerine, havalimanlarındaki bagaj otomasyonlarından atık su arıtma sistemlerine, doğalgaz, su dağıtım sistemlerine ve tüm bunların ortak yönetimini sağlayan akıllı şebekelere kadar zengin bir portföye sahibiz. Ayrıca akıllı binalara yönelik pek çok farklı çözümü de Siemens’in ürün ve çözüm listesinde görebilirsiniz. Binalara yönelik çözümler özellikle enerji tüketimi açısından önem kazanıyor. Bugün, Türkiye’de tüketilen toplam enerjinin %30’undan fazlası binalarda tüketiliyor. Akıllı bina çözümleri ile yılda 5 milyar dolarlık enerji kaybını geri kazanmak mümkün. Bina Teknolojileri bölümümüzün Avrupa genelinde enerji sistemlerini yeniden düzenlediği bina sayısı 1.000’in üzerinde. Bu da 110 milyon Euro değerinde tasarrufun ötesinde 430 bin ton daha az karbondioksit üretildiği anlamına geliyor.


Şehirlere yönelik hazırladığımız ve Türkiye’de de İzmir ve Gaziantep’te iki önemli toplantı gerçekleştirdiğimiz Sürdürülebilir Şehirler yaklaşımımız burada kritik bir rol oynuyor. Ayrıca, pek çok çözümü Altyapı ve Şehirler sektörümüz üzerinden gerçekleştiriyoruz. Elbette, faaliyet gösterdiğimiz sağlık, enerji ve endüstri sektörlerine yönelik çözümlerimiz de doğrudan ya da dolaylı olarak bu portföyde yer alıyor.

Yurtdışında gerçekleştirdiğiniz ve Türkiye'ye model teşkil edebileceğini düşündüğünüz çalışmalarınız var mıdır?

Şehirlerin ihtiyaçları ortak olsa da her şehri kendi içinde ayrı ele almak gerekiyor. Çünkü her şehir, nüfusu, yerleşim planı, ulaşım sistemleri gibi konularda farklılaşıyor. Bir şehri daha modern hale getirmeden önce detaylı bir analize tabii tutmalısınız. Çünkü bu şekilde, şehrin iyileştirilebilir noktalarını ortaya çıkarabilir ve doğru bir rota izleyebilirsiniz. Şehirler, bir anlamda organik canlılardır aslında. Onlar hakkında bir model oluştururken, proje hazırlarken yalnızca tek noktaya odaklanmanız ya da kısa vadeli hareket etmeniz doğru bir hareket olmaz, şehri tüm yönleriyle değerlendirmek ve buna göre hareket etmek gerekir.

Son yıllarda dünyanın dört bir yanında, farklı ülkelerdeki önemli metropolleri Yeşil Şehir Endeksi adını verdiğimiz bir yöntemle değerlendiriyoruz. Burada şehirleri karbondioksit ayak izinin büyüklüğünden ulaşım kalitesine, havanın temizliğinden binalardaki enerji tüketimine kadar 30 kadar kriter altında masaya yatırıyoruz. Türkiye’den İstanbul’u da dahil ettiğimiz bu araştırma, her şehrin kendi içinde gelişimine yardımcı olurken, kendi bölgesindeki diğer metropollere karşı konumunu da belirliyor.

Siemens’in küresel ölçekte faaliyet gösteren bir şirket olması bize, bir proje geliştirirken dünyadaki diğer örneklere bakmamızı da sağlıyor. Yeşil Şehir Endeksi’ndeki kriterlerin ortak olması, Londra’nın, Berlin’in, Madrid’in başarıya ulaştığı noktaları Türkiye’deki şehirlere uygulamamızda kolaylık sağlıyor.

Sizin de arasında bulunduğunuz, geleceğin şehir modellerini yaratmaya katkı sağlayan firmaların çalışmalarına baktığımızda olası felaket senaryoları simülasyonlarıyla karşılaştık. Tüm bu senaryoları gerekli görmemizin sebebi kentlerin plansızca gelişerek aşırı büyümesi olabilir mi? Görüşlerinizi rica ediyoruz.

Şehirler gün geçtikçe gelişiyor. Geçtiğimiz yüzyılın başında nüfusu 1 milyonu aşan şehir sayısı çok azken, 2050’ye gelindiğinde nüfusu 10 milyonu aşan en az 25 büyük metropol olması bekleniyor, ki İstanbul yıllar önce bu barajı aştı.

Kırsal nüfusun dünya üzerindeki payının azalarak her geçen gün daha fazla insanın yaşamak için şehirleri tercih etmesi, planlı hareket etme mecburiyetini beraberinde getiriyor. Bu planı hazırlarken ve yaşanabilecek ortamları simüle ederken ister istemez en kötüyü düşünerek çalışmanız gerekiyor. Şehrin nüfus yoğunluğu ne kadar fazlaysa, herhangi bir felaket anında bir bölgeye göndereceğiniz kaynağı da o derece artırmanız gerekiyor. Eğer baştan bu tür durumlara hazırlık yaparsanız, yani insanların hangi noktalarda toplanacağından, ambulans ve itfaiye gibi araçların hangi yollarla nereye gidebileceğini belirleyebilirsiniz, oluşacak hasarı da o derece azaltıyorsunuz. Bugün, şehirlere yönelik sunduğumuz ve Türkiye’de İzmir’de bir örneğini görebileceğiniz Kent Güvenlik Yönetim Sistemi gibi projeler, bu tür istenmeyen durumlarda yönetim merkezleri ve teknolojinin yardımıyla zararı minimumda tutma açısından oldukça faydalı.

Yerel yönetimlere akıllı şehir/akıllı gezegen hedefini gerçekleştirmede ne gibi görevler düşüyor? Türkiye'de bu alanda birlikte çalıştığınız bir yerel yönetim var mıdır? Yerel yönetimlerin konuya yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yerel yönetimler, yukarıda bahsettiğim nüfus artışı gibi sebepler nedeniyle geçmişe oranla çok daha fazla sorumluluk taşıyor. Şehirlerin daha modern teknolojiler kullanılarak yönetilmesi, altyapının, güvenliğin buna göre hazırlanması doğal olarak dünyanın sürdürülebilirliğine de katkıda bulunuyor.

Türkiye’de pek çok belediyeyle yürüttüğümüz çalışmalar bulunuyor. Örneğin Bursa ve Konya gibi şehirlerde şehir içi raylı ulaşıma yönelik önemli projeleri hayata geçirdik. İzmir’deki Kent Güvenliği Yönetimi Sistemi, alanında küresel ölçekte başarılı projeler arasına adını yazdırdı. Bu projede şehir geneline yerleştirilmiş, 360 derece görüş açısına sahip kameralar, güçlü bir IT altyapısı ile özel oluşturulan merkezlere anlık veri akışı gerçekleştiriyor. Yine sisteme dahil olan araç plaka tanıma sistemi, çalınan bir araç kameraların önünden geçtiği an veritabanında eşleştirme yaparak yerinin tespit edilmesini sağlıyor. Bu, hırsızlığa karşı bir önlem olmasının yanında şehir genelindeki suç oranının da azalmasını sağlıyor. Kent Güvenlik Yönetim Sistemi ayrıca acil durumlarda da etkin bir rol üstleniyor. Ambulans, itfaiye gibi hayati konularda birincil öncelikli araçların geçiş güzergahlarındaki ışıklar otomatik olarak yeşile dönerek zaman kazandırıyor, dolayısıyla hayat kurtarıyor. İzmir’deki bu örnek projenin haricinde İstanbul ve Ankara gibi Türkiye’nin hem ekonomik hem de idari merkezleri için çok sayıda çalışma yaptık. Bununla birlikte Gaziantep ve İzmir’de tüm şehri kapsayan, onları geleceğin modern dünyasının ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde geliştirecek projeler için de çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Yerel yönetimlerin bakış açısının her geçen gün pozitif yönde geliştiğini söyleyebilirim. Pek çok yerel kamu yöneticisi, yönettiği şehrin geleceğine yatırım yapma konusunda daha hevesli. Onları doğru yönlendirmek ise bize ve bizim gibi şehirlerin geleceğine yatırım yapan şirketlere ve sivil toplum kuruluşlarına düşüyor.

Şehirlerle ilgili 2050 yılı öngörülerinizi öğrenebilir miyiz?

2050, yüzyılın ortasını işaret etmesiyle sembolik bir öneme sahip. Bununla birlikte gerçek anlamda modernleşmiş olanlar haricinde daha kısa vadeli planlarla hareket ediliyor. ABD’nin en büyük şehirlerinden biri olan Şikago bile geçtiğimiz ay 2040 yılını hedefleyen “GO TO 2040” isimli bir çalışmasını duyurdu. Diğer yandan Birleşmiş Milletler’in raporlarına göre 2050’de dünya nüfusunun 9 milyarı bulacağını ve çok değil, 2030’da tam 5 milyar insanın şehirlerde yaşamaya başlayacağını düşünürsek hazırlıkların da buna göre yapılması gerekiyor. Bu tarihlere kadar gıda tedariği, yenilenebilir enerji kullanım oranları, akıllı şebekeler teknolojileri ve tüketicilerin de rüzgar ve güneş enerjisinden faydalanarak üretici haline gelmesi gibi projelerin hayata geçmesi gerekiyor. Diğer yandan ulaşım sistemlerinin yönetimi, deniz ve hava limanlarının koordinasyonu gibi yan konuların da ihmal edilmemesi gerekiyor. Kısaca, büyüklüğü fark etmeksizin tüm şehirlerin 2050’ye bugünden hazırlanmasının önemli olduğunu düşünüyoruz.

İstanbul ölçeğinde bir şehrin akıllı otomasyon sistemleriyle desteklenmesi nasıl mümkün olabilir? Çalışmalara nerden başlamak gerekir? Gerçekçi bir dönüşüm için neler önerirsiniz?

İstanbul, bugün bile nüfusu ve ekonomisiyle yalnızca dünyadaki şehirleri değil, ülkeleri bile geçiyor. Diğer yandan tarihi geçmişi ve coğrafi konumu nedeniyle benzerlerinden farklı çözümlere ihtiyaç duyuyor. Örneğin Avrupa’da pek çok şehir merkez ve merkezin etrafını saran kat kat çemberlerle büyüyor. Oysa İstanbul, bugün sınırlarını zorlayan bir yerleşimle doğu-batı ekseninde genişlemiş bir şehir. Bu yüzden yapılaşmanın, altyapının ve tabii ulaşımın da bu ekseni rahatlatacak şekilde gerçekleştirilmesi gerekiyor. Marmaray gibi projeler iki kıta arasındaki ulaşımı nispeten rahatlatacak çözümler. Ancak orta ve uzun vadede, bugüne kadar yeterince dikkat edilmediğini düşündüğüm, insanların ev ve işyerlerinin farklı kıtalarda olması nedeniyle oluşan trafiğin önüne geçilecek bir planlama yapılması gerekiyor. Bu da iki farklı kıtanın konut, iş ve endüstri bölgelerinin doğru konumlandırılması gerekliliğini ortaya çıkarıyor.

Diğer yandan, şehrin mevcut durumunun yukarıda sizin de sorduğunuz felaket senaryolarına hazırlıklı olması için çalışmaların yoğunlaştırılması önemli. Örneğin bugün, İstanbul trafiğinde saatler harcayan pek çok kişinin aklına gelen soru, herhangi bir felaket anında ambulansların felaket bölgelerine nasıl ulaşabileceği üzerine.

Siemens olarak, İstanbul için özel olarak hazırladığımız bir çalışma var. İstanbul 2023 Projeksiyonu olarak tasarladığımız bu çalışma, şehrin geleceğine dair güzel bir kurgu. Bu projeksiyonda, oluşturulacak dijital altyapının şehir sakinlerine sunabileceği avantajları özetliyoruz. Elektrikli ulaşım araçlarını sadece otomobillerle sınırlandırmıyor, vapurlara da yayıyoruz. İstanbul Boğazı’ndaki dip akıntısından enerji üretimi sağlayan devasa türbinlerle şehrin ihtiyaçları için kullanıyor, akıllı şebekelerin başrolde olduğu bir sistemle vapurları şarj ediyor, fazla enerjiyi şebekeye geri aktarabilmelerini sağlıyoruz. Şehrin üç havalimanı arasındaki hızlı tren hatlarıyla ulaşımı kolaylaştırıyor, sadece elektrikli otomobil ve motorsikletlerin geçebildiği bir köprüyle doğaya da katkıda bulunuyoruz.


Yorum yaz...

Teşekkür ederiz. Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.
Üzgünüm. Yorumunuz gönderilemedi. Lütfen tekrar deneyin.
  • (Yayınlanmayacak)