Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali
Tuna Özçuhadar
Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali nasıl başladı?
Sürdürülebilirlik kavramının herkesçe aynı anlaşılmadığı malum. Pek çok yerde sürdürülebilirlik kelimesi olur olmaz şekilde kullanılıyor. Arkadaşlarla 2007’de izlediğimiz “Story of Stuff” adlı kısa film sayesinde, aslında görselin bu kavramı anlatmak için çok faydalı olabileceğini farkettik. Bu alanda farkındalığı artırmak amacıyla yaptığımız konferans, şöyleşi gibi etkinliklerin haricinde filmler de gösterebiliriz, diye düşündük. 2007’de bir film gösterimi organizasyonu yaptık.
“Story of Stuff’’ filmini Türkçe’ye çevirerek, Türkçe altyazı ile İstanbul’da İtalyan Kültür’de gösterdik. Gösterime 60-70 kişi geldi. Film festivali o zaman aklımızda yoktu. Bunun çok güzel bir ortam yarattığını farkettik. Hem benzer kafadaki insanlar biraraya geliyor hem de ardından gösterilen film üzerine konuşma imkanı doğuyor. Buradan bir film festivali fikri ortaya çıktı. Ertesi sene 2008’in Kasım ayında ilk festivalimizi yaptık. O sene 3 gün boyunca 27 film gösterdik. Çok yoğun ilgi oldu. TRT canlı yayın yaptı. Festivali baştan sona izleyen fanatikleri oldu.
Festivali birlikte organize ettiğimiz arkadaşlarımızdan Pınar ile Sürdürülebilirlikle ilgili bir program için 1 yıllığına İsveç’e gittik. Festivali 2010’da İsveç’te yaptık. Sonra 2011’de İstanbul’a döndükten sonra festivali her sene gerçekleştirdik.
Filmleri seçerken özellikle dikkat ettiğiniz hususlar neler?
Festivali her sene aynı formatta yapmaya çalışıyoruz. Genellikle Kasım-Aralık aylarını tercih ediyoruz. Dünyadan yaklaşık 25 belgesel film gösteriyoruz. Belgesellerin seçiminde çok hassas davranıyoruz. Seçim aşaması oldukça meşakatli... 300 küsür aday filmden ortalama 25 filmi göstermek için seçiyoruz. Hassasız, çünkü film insan üzerinde çok etkili, bu etki olumlu da olabilir olumsuz da… Dolayısıyla film, amacımıza uygun mu diye bakıyoruz. Amacımıza gelecek olursak; ‘bütüncül bakış’ ile birbiriyle alakası yokmuş gibi görünen şeylerin aslında ilişkilerinin kurulabileceğini göstermek istiyoruz. Bir perspektif yakalamaya çalışıyoruz. Biraz yukardan olaylara bakarak gerçeği yakalamaya çalışıyoruz yani.
ÇIKIŞ NOKTAMIZ BU ZATEN; FİLM FESTİVALİYLE DÜNYAYI DEĞİŞTİRECEK DEĞİLİZ AMA DOĞRU BİLDİĞİMİZİ YAPMAYA ÇALIŞIYORUZ BELLİ ÖLÇEKTE...
Birbiriyle alakası yokmuş gibi görünen durumlara örnek olarak genetiği değiştirilmiş organizmalarla ilgili sorunları ele alalım; GDO’lar birçok ülkede piyasaya giriyor, bunların yarattığı sorun sadece ekosistem üzerinde ki tahribat değil, ekonomik olarak da bir açmaz var; işin arka tarafında ‘benim tohumumu kullanacaksın, kullanmazsan aç kalırsın’ gibi bir tehdit bulunuyor. Ne iş yapıldığını ve daha da ötesinde nasıl iş yapıldığını görüyoruz. Onun haricinde örneğin uygunsuz yapılan madenciliğin yarattığı sorunlar var. Bu sorunlar Amerika’da da böyle Romanya’da da böyle, bizim ülkemizde de aynı. GDO’larla ilgili bir filmin ardından su hakkıyla ilgili bir film gösterebiliyoruz, belki onun arkasından sürdürülebilirlik ve tasarım ilişkisi üzerine bir film gösterebiliyoruz. Dolayısıyla festivali takip eden kişiler birbiriyle hiç alakası yokmuş gibi görünen bu temaları peşpeşe seyrettikten sonra aslında o uzaktan bakışla sorunun temelde bir yaşam kültürü sorunu olduğunu, yaşadığımız sorunların arkasındaki sebepleri çok daha net anlayabiliyorlar. Bunlar bir konferansta anlatılsa belki bir sürü insan uyuyabilir, anlatması da zor anlaması da. Bazı gerçekleri olduğu gibi görmemiz gerekiyor, birebir yaşayan insanların ağzından duymamız gerekiyor belki.
Örneğin pasif iklimlendirme konusu sadece mimarların tasarımcıların konusu değil, bu konuda mimariyle ilgisi olmayan birinin bilincinin oluşması çok önemli, çünkü bu bir talep potansiyeli anlamına geliyor.
Atık sorunu: Atığın geri dönüştürülmesi mi lazım yoksa kaynağında hiçbir şekilde atık üretmeyecek teknolojilerle, tasarımlarla mı ilerlememiz lazım?
Yeniden kullanım ya da geri dönüşüm ile kendimizi rahatlatıyoruz belki; fakat özünde çoğunlukla tüketici ve tasarımcı tarafında yaşam kültürüne ve insan ihtiyacına dair sorgulama yapılmadan, işin kaynağına gidip gezegeni ve toplumu nasıl etkileyeceğine dair sorgulamalar yapılmadan ürünler piyasaya sürülüyor. Sorunların köküne inen filmleri gösteriyoruz.
Genellikle seçkilerimiz yeni filmlerden. Dünya ve ülke gündemini yakalamaya calışıyoruz. En büyük katma değerimiz bu filmleri Türkçe’ye kazandırmak çünkü Türkiye’de herkes İngilizce’yi mükemmel bilmiyor, takip edemeyebiliyor. Dünyada olup biteni herkesin anlayabilmesi için İspanyolca’dan, Fransızca’dan filmleri Türkçe’ye çevirip, altyazı döşüyoruz bunu da gönüllü bir ekiple yapıyoruz. Bütün çeviriler gönüllüler tarafından yapılıyor. Türkçe ve Türkiye’den de güzel belgesellere yer veriyoruz. Festival birçok aşamasında gönüllüler tarafından gerçekleştiriliyor ve gösterimler, etkinler ücretsiz olarak takip edilebiliyor.
Belgesellerin tema çeşitliliğini nasıl belirliyorsunuz?
İlham verici çözümleri bulmaya çalışıyoruz. Toplumsal olaylar da gündemimizde. Belgeselin güzel tarafı, kurgusalda abartılmış bulduğunuz şeylerle ilişki kuramayabilirsiniz ama belgeselde tümüyle gerçek bir olayla karşı karşıya geldiğinizde o sizin bir yerinize dokunuyor ve empatiniz artıyor. Ayrıca Türkiye ve diğer ülkelerde sosyal olaylarla ilgili paralelllikler kurulabilir. Ekolojinin haricinde sosyoloji de sürdürülebilirliğin konusu, tabii ki ekonomi de… Küçük ilçeler, iller yerel ekonomiler yaratabilirler mi? Bu alanda da filmler gösterdik... Mimarlıktan, su hakkına, permakültürden, toprağa çeşitli konularda filmler gösterdik. Bu filmlerle varolan problemi göstermekle yetinmiyoruz, maksadımız olup biten kötü şeylerin altını çizip tekrar tekrar vurgulamanın ötesinde insanların o durumlardan nasıl çıktığını göstermek. Sorunların üstesinden nasıl geliyorlar… her zaman bir yaratıcılık faktörü ortaya çıkıyor; yaratıcılık ve umut barındıran çözümler arıyoruz, buluyoruz. İzleyicilerin filmlerden ağlayarak çıkmalarını istemiyoruz. İnsanların motive olmuş ve ‘ben de bir şey yapabilirim’ diyerek çıkmalarını istiyoruz. İlgi alanları belki her gösterdiğimiz filmle alakalı olmayabilir ama izleyiciler bu filmlerle kendi alanlarında yaşam kültürünün dönüşümüne nasıl katkı vereceklerine dair ipuçları elde edebiliyorlar.
Festival yalnızca film gösterimleriyle sınırlı değil. Müzik de oluyor, bir nevi buluşma alanı oluyor. Film aralarında, konuşmacılarla söyleşiler oluyor. Konuşmacı olmadığında arada insanlar film üzerine sohbet edebilecekleri bir alan buluyorlar, birbirleriyle tanışıyorlar. Aynı kaygılarla biraraya gelenler çoğunlukla kendilerini daha güçlü hissediyorlar. Umutsuzluğa kapıldığımız da oluyor. Umutsuzluğa kapılınca geriye yapacak pek birşey kalmıyor. Bir şeyleri değiştiremez miyiz? Eğer değiştireceksek umudumuzun olması lazım, yoksa hiçbir şekilde bir motivasyonumuz olamaz. Çıkış noktamız bu zaten; film festivaliyle dünyayı değiştirecek değiliz ama belli ölçekte doğru bildiğimizi yapmaya çalışıyoruz. Bunun ölçeği belki daha sonra büyür. Belki başkaları da aynı bizim yaptığımız gibi bir festivali yaparak bu model ile başka yerlerde tekrarlayabilirler ve geliştirebilirler.
Destekçileriniz kimler?
Bu organizasyonu yapmak için tüm ekip aşağı yukarı 6 ay uğraşıyoruz. Lojistik ve altyazı masraflarımız oluyor. Samimi olduğuna inandığımız destekçilere gidiyoruz. Çok büyük bir bütçeye ihtiyacımız olmuyor, 6-7 destekçiyle, salon destekçileri, açılış gecesi destekçileri, film destekçileri ve festival destekçileri gibi kategorilere bölerek ayni ve maddi katkı alıyoruz. Gittiğimiz tüm şirketlerin sürdürülebilirlikle ilgili samimi kaygılarının olması gerektiğine inanıyoruz.
Karşılaştığınız zorluklar neler?
Bizi en çok zorlayan şey salon bulamamak. Uygun büyüklükte salon yok merkezi yerlerde. Bir sürü küçük salon var, onlara sığamıyoruz. Bir çok insan dışarda kalabiliyor. En büyük sorunumuz bu: Ticari salonlar yüksek ücret talep ediyorlar. Onlar için daha farklı bir yaklaşıma ihtiyaç var, biz ise kendi organizasyonumuzu mümkün olduğunca tema odaklı tutmaya çalışıyoruz. Organizasyon şirketi gibi davranmak istemiyoruz ve festivalin izleyicilere ücretsiz olmasını istiyoruz. Bizler kendi uğraşıları olan bir grup gönüllüyüz, profesyonel organizasyon işi yapmıyoruz, kendi işlerimizi ihmal edebiliyoruz.
Bu sene de İstanbul dışında gösterimleriniz olacak mı?
Geçtiğimiz sene ilk defa Ankara’da gerçekleşmişti, bu sene de Ankara var. Geçen sene ilk defa gösterimini yaptığımız filmleri Ankara’da Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde, arkadaşlarımız, ‘350.org aktivistleri’ güzel bir organizasyonla gerçekleştirdiler. Müzik ve söyleşiler de vardı. Bu sene Çanakkale’de de gerçekleşecek; Dolayısıyla 20-22 Aralık tarihlerinde Kadir Has Üniversitesi, Caddebostan Kültür Merkezi, Ankara Çağdaş Sanatlar Merkezi ve Çanakkale’de festivali eş zamanlı gerçekleştireceğiz. Önümüzdeki sene İzmir eklenecek gibi görünüyor ama büyüme kaygısında değiliz. Bunu ne kadar çok insan görürse o kadar mutlu oluruz. Kontrollü olarak festival filmlerinin seçkilerindeki kriterler, konuşmacılar ve müzikle birlikte bu formatı koruyacak şekilde Türkiye’nin ne kadar çok şehrinde gercekleşirse o kadar iyi diye düşünüyoruz.
Diğer taraftan bu filmleri sene içinde festival formatı yerine film gösterimleri gibi tekrar göstermek isteyenler oluyor. İstanbul’da 17 milyon insan yaşıyor ama geçen sene festivale 3 bin kişi gelmiş. Mukayese ettiğinizde oldukça küçük ölçekli kalıyoruz. Tabii herkesin bu filmleri görmesini istiyoruz. Ancak daha ziyade bu konuya zaten ilgi duyanlar festivalin mudavimleri oluyor.
Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Web adresimiz www.surdurulebiliryasam.org ‘da geçmiş etkinlikleri bulabilirler. Geçmiş etkinliklerde gösterdiğimiz filmlerin trailer’ları orada var. Bize ulaşmak için info@surdurulebiliryasam.org ‘a yazabilirler ya da web adresinde iletişim formu var. Festivale destek vermek isteyen gönüllü bireyler, o formu doldurup gönderirlerse onlarla irtibata geçiyoruz.
Herkesi Sürdürülebilir Yaşam Film Festivaline bekliyoruz!
20-22 ARALIK 2013 tarihlerinde:
Kadir Has Üniversitesi, İstanbul
Caddebostan Kültür Merkezi, İstanbul
Çağdaş Sanatlar Merkezi, Ankara ve Çanakkale’de