Isınan Kentlerde Yeşil Alan Paradoksu

Kentleri serinletmenin en masum ve en çok alkışlanan yolu yıllardır aynı: daha fazla yeşil. Akıllarda şu var, yeşilse iyidir. Parklar, çimler, geniş yeşil alanlar… Oysa son dönemde yapılan kapsamlı bir araştırma, bu iyi niyetli reçetenin her şehirde aynı sonucu vermediğini ortaya koyuyor. Hatta bazı kentlerde, özellikle kurak iklimlerde, yeşil alanların çevresindeki yapılaşmış bölgelerden daha sıcak olabildiği görülüyor. Kulağa ters geliyor ama bilim bu konuda oldukça net: Yeşil, her zaman serinlik demek değil.

İşin püf noktası aslında suyla başlıyor. Bitkilerin çevreyi soğutma etkisi, yapraklardan gerçekleşen buharlaşmaya dayanıyor. Yani yeşil alanın serinletmesi için sadece bitki değil, su da gerekiyor. Yağışın az olduğu şehirlerde çim yüzeyler, yeterli buharlaşma sağlayamadığı için güneşi emen, ısıyı tutan geniş yüzeylere dönüşebiliyor. Üstelik koyu yeşil çimler, açık renkli sert zeminlerden bile daha fazla ısı biriktirebiliyor. Sonuç: “Yeşil alan yaptık” hissi var ama kent hâlâ sıcaktan kavruluyor!

Ağaçlar...

Ağaçlar ise bu hikâyede oyunun kurallarını değiştiriyor. Geniş yapraklarıyla gölge oluşturan, derin kökleriyle yer altı suyuna ulaşabilen ağaçlar, hem yüzey sıcaklığını düşürüyor hem de buharlaşma yoluyla çevresel serinlik sağlıyor. Araştırmalar, ağaçların neredeyse her koşulda net bir soğutma etkisi yarattığını gösterirken, çim ağırlıklı alanların iklim koşullarına bağlı olarak ters etki yaratabildiğine işaret ediyor. Bu tablo, mimarlık ve kentsel tasarım açısından önemli bir uyarı barındırıyor; yeşil alanı metrekareyle değil, stratejiyle düşünmek gerek! Her yere aynı peyzaj reçetesini uygulamak yerine, iklime uygun bitki seçimi, gölgeyi merkeze alan tasarım kararları ve su yönetimiyle desteklenen yeşil altyapılar öne çıkıyor. Mesele “ne kadar yeşil” değil, “nasıl bir yeşil”???


Yorum yaz...

Teşekkür ederiz. Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.
Üzgünüm. Yorumunuz gönderilemedi. Lütfen tekrar deneyin.
  • (Yayınlanmayacak)