EkoYapı Dergisi - Ekolojik Yapılar ve Yerleşim Dergisi

Yapılı Çevremizi Yeni İnsan Alışkanlıkları Dönüştürecek...

Mimar Jeyan Ülkü Röportajımız Unigen sponsorluğunda hazırlanmıştır.


Yapılar ve çevremiz artık sadece mimari ile şekillenmek yerine, teknoloji ile hızla değişen “yeni insan” alışkanlıkları ve beklentilerinden dolayı, tasarım ile ilgili tüm diğer meslek disiplinlerinin ortak çalışması ile şekillenecek, dönüşecek.


Jeyan Bey öncelikle sizi daha yakından tanımak ve ofisinizin hikayesi hakkında bilgi almak isteriz.

1992 yılında Bilkent Üniversitesi, Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi, İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü’nden mezun oldum. Profesyonel hayatıma 1993 yılında Midek Mingü İç Mimarlık ofisinde başladım ve ilk büyük projem, Akmerkez AVM’deki Beymen mağazası oldu. Mesleğime ZOOM TPU firmasında devam ettim, o dönemde İstanbul, Birleşmiş Milletler HABITAT Konferansı’na ev sahipliği yapmaktaydı ve ben kentin simgesi konumundaki Spor Sergi Sarayı binasının, uluslararası bir kongre merkezi olarak dönüştürülmesi projesinin (Lütfü Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı) tasarımında görev aldım.

2000 yılında kendi ofisimi kurdum, o zamandan beri perakende, ofis, konut ve horeca gibi geniş bir uzmanlık alanında birçok uluslararası ve yerli projeyi tamamladık. Bu projelerden bazıları Eczacıbaşı, ING Bank, Mey|Diageo, Maersk A/S, NCR Corp., Peak, Go Mongo, GBK, Discovery Inc., Mondelez, Booking.com ve The Adecco Group. 2014 yılından bu yana ise Jeyan Ülkü Mimarlık (JÜM) markası altında, projelerimi ortaklarımla birlikte yürütmekteyiz.

Genel olarak etkilendiğim mimari eğilimin 20. Yüzyıl ortası modernizmi akımı olarak niteleyebilirim.Tam olarak istenilen işlevselliğe ulaşabilecek şekilde çarpıcı detaylara odaklanıp sadeliği çözümlemenin, sürdürülebilir bir denge yarattığını düşünüyorum.

Bir projeyi hayata geçirirken ki temel değerleriniz ve tasarım stratejiniz hakkında bilgi alabilir miyiz?

Her proje benzersizdir, her müşteri/işyeri farklıdır ve her bina alanı özeldir. Ticari bir proje her zaman müşteriyi, iş alanını, vizyonunu ve kültürünü anlamakla başlar. Kendimizi müşteri ile “takım” olarak görerek projeler üretiriz. Şirket hakkında kendi araştırmamızı yaparak, çalışmaları, kurum kültürleri hakkında ön veri toplayarak, nasıl görüldüklerini anlayarak işe başlarız. Önemli bir başka kritik nokta ise onları çok iyi dinlemek. Takımlarının, düşüncelerinin bir parçası olmaya çalışarak projeleri detaylandırmak bizi biz yapan özelliklerden. Bu, her şeyi onların bakış noktasından görmek açısından ve aynı zamanda objektif değerlendirme yapmak açısından faydalı olur. Her şeyi müşterilerin ihtiyaçları, gereksinimleri ve amaçlarını karşılayabilecek şekilde sunabilmek için onların fikir ve hedeflerinin efektif bir noktaya gelmesi gerekir. İşleri bu “birlikte çalışma” yaklaşımına dayanarak gerçekleştirmeye çalıştığımızda çok verimli sonuçlar alırız.


Şehirlerdeki pek çok mekânın yeniden dönüştürülmeye ve sürdürülebilir bir alana geçmesine tanıklık edeceğiz önümüzdeki günlerde. 


Işık, renk, doku ve form, sonsuz tasarım formatlarıyla oynanabilen tasarım öğeleri... Biz de müşterilerimizin ihtiyaçlarını ve mekânda aradıkları unsurları kavrayarak, onlara benzersiz bir alan yaratırız. Müşterilerin mimari ihtiyaçlarını belirlemek; yaşamak ve çalışmak istedikleri ortam hakkındaki fikirlerini onlarla birlikte hayal etmek, aynı zamanda aradaki “boşlukları doldurmak” ve onları eşsiz fiziksel alanlara çevirmek, güçlü olduğumuz nokta. Bir organizasyonun kültürel bağlamının kavranması, yaşam ve çalışma ortamlarını “özel bir karışım” olarak gerçekleştirirken bize yol gösterir. Projenizi alana yansıtmanız için, bireysel alanların, toplanma alanlarının ve sosyal alanların hep bu fikirle düzenlenmesi gerekir. Bununla birlikte, müşterinin de kurumsal tasarımın heyecan uyandıran ve içinde bulunmaktan gurur duyacağınız his yaratan rolünü anlaması ve bu etkin tutumun tasarım sürecine girmesine izin vermesi çok önemlidir.

Jeyan Ülkü Mimarlık olarak, mekânı sakinleriyle etkileşime giren bir varlık olarak kabul ederek insan ve mekân ilişkisini geliştirecek tasarım çözümleri sunduğunuzu ifade ediyorsunuz. Bu ifadeyi biraz daha açmanızı rica etsek...

Mekânların ihtiyaçlarını kullanıcılar belirler, dolayısıyla fonksiyonlarını da. Bu durumda mekân hem zihinsel (duygusal), hem de fiziksel olarak kişilerin istekleriyle uyumlu olabilmelidir. Bizden talep edilen öncelikle bu istekleri mimari dile (proje) çevirmek. Mekân varlık haline ve bir dialoga bu şekilde girmeye başlar. Daha sonraki yapım (inşaat) aşamasında da belirlenmiş alanda fiziksel hale dönüşen bir varlık haline gelirken hem mimar için hem de mekânı düşleyen kişi için karşılıklı oluşturulmuş olduğunu düşünebiliriz.

Mondelez International

Gelişen teknoloji dolayısıyla dönüşen dünyada iş yapış şekillerinizde nasıl bir süreç yaşanacağını öngörüyorsunuz?

Yaşadığımız dünya her geçen gün inanılmaz bir hız ile şekil değiştiriyor, farklı bir dönemin işaretlerini ele verecek şekilde evriliyor. Bu değişim kimi zaman mevcudu yeniden geliştirme, dönüştürme, yenileme ve/veya en baştan yeniyi inşa etmek şeklinde olabiliyor. Günümüzde dünya nüfusunun yüzde elli beşi şehirlerde yaşıyor, ancak yapılan araştırmalara göre yaklaşık otuz yıl sonra (2050) bu yüzde, toplam nüfusun en az üçte ikisine kadar ulaşacak. Bu koşullar altında şehirler öncelikle teknolojinin getirdiği hız ile değişecek, gelişecek ve büyümeye devam edecek. Dünyanın büyük bir kesimi, hayatlarının çoğunu şehirlerde, başka bir deyimle tasarlanmış iç ve dış mekânlarda geçirecek. İçinde bulunduğumuz dijital çağda, akışkanlığın çok daha öne çıktığı, yaşamsal alan geçişlerinin birbirine karıştığı ve sınırları ayırt etmenin çok kolay olmayacağı bir döneme geçiyoruz. Bu da pek çok tasarım unsurunun, sadece yapısal değil, ancak kurgusal “tasarımcı” olarak çalışacak pek çok farklı disiplinin, mimarlar ile birlikte çalışacağına işaret ediyor. Bu çalışmalar mühendislerin, özelliklede tasarım kültürünü benimsemiş yapı mühendislerinin değerli hesaplamaları ve çözümleri ile hayat bulacak.

NCR Bilişim Sistemleri

Özetle, yapılar ve çevremiz artık sadece mimari ile şekillenmek yerine, teknoloji ile hızla değişen “yeni insan” alışkanlıkları ve beklentilerinden dolayı, tasarım ile ilgili tüm diğer meslek disiplinlerinin ortak çalışması ile şekillenecek, dönüşecek.

Yapı sektöründe sürdürülebilirlik eğilimi görülmekte. Siz bu eğilimi nasıl görüyor ve değerlendiriyorsunuz?

Sürdürülebilirlik, dünyanın devamlılığında çevremizdeki ekosistemle daha entegre şekilde yaşamamız için odakta olmak zorunda; her şeyin yeniden kullanılabilirliği, dönüştürülebilirliği, enerji ve tükenebilir kaynaklarımızı daha etkin kullanmak tüm yapılanmayı da etkileyecek. Dolayısıyla malzeme seçimlerinden, alanların kullanımına, sosyalleşme ve çalışma alanlarımıza, kısacası tüm yaşam alanlarına yansıyacak şekilde düşünülüyor artık. Bunda hem bu yıl yaşadığımız Covid-19 gerçekliği ve neredeyse durma noktasına gelen olağan rutin “üretim-tüketim odaklı” döngümüze bir “reset atmak” bakışı, hem de hayatlarımızda var olan mekânları sorgulamamızın da önemli bir altlığı var. Şehirlerdeki pek çok mekânın yeniden dönüştürülmeye ve sürdürülebilir bir alana geçmesine tanıklık edeceğiz önümüzdeki günlerde.

Mey | Diageo

Aslında bu kararların iyiye ve sürdürülebilirliğe daha çok katkısı olacak. Şehirler büyüyor ve bu büyüme de devam edecek, çünkü yapısal anlamda altyapılar hâlâ şehirlerde çok güçlü. Dolayısıyla, şehirler büyüdükçe, insanların gündelik hayattaki dolaşımları artarken, bunların dolaşım biçimleri daha farklı şekilde gerçekleşecek. Bu dolaşımın çoğunluğu gelecekte yaya, manuel veya elektrikli araçlar (bisiklet vb) ile olacağından dolayı, mimari yapı ve çevre projelendirmelerindeki insan ölçeğinin önemi git gide artacak. Bununla birlikte gündelik hayatta görsel ve hissel algılarımız da değişecek. Bu sebeple yapılardaki mimari tasarımların göz seviyesinde daha da şeffaflaşacağını ve daha çok kamuya açık alanlardan oluşacağı bir döneme gireceğiz.

Bu tasarımlarda kullanılan malzemelerin çoğu, zaman ilerledikçe sürdürebilir ve çevre dostu olacaklar. Tabii ki tüketilen enerjinin de, özellikle şehir merkezlerinde dış ve dolayısıyla iç ortamlarda soluduğumuz havayı en az kirletecek seviyelerde olması gerekecek. Bir süre sonra kullandığımız malzemeler için çevre dostu, yeniden dönüştürülebilir gibi tabirleri bırakmamız gerekecek. Çünkü kullandığımız her şeyin bu çerçevede olması ancak sürdürülebilirliği sağlayacak.


Güven, şeffaflık, hijyen, teknoloji ve geçişgenlik, yeni ofis kavramının önemli karakteristik özellikleri olmak zorunda.


Sizin için malzeme nedir, malzeme seçim süreçleriniz nasıl işliyor? Sizin kullanmayı en çok sevdiğiniz yapı malzemeleri hangileri?

Her malzemenin bizim için avantajlı ve dezavantajlı yanları var. Örneğin ofislerde şeffaflığı sağlamak için kullandığımız cam ayırıcılar ve hijyen sebepli kullandığımız silinebilir yüzeyler ses yansıtıcı özelliği olan malzemeler. Bizim yaptığımız ise bu avantajlarını kullandığımız malzemelerin dezavantajlarını başka malzemelerle nötr hale getirmek. Örneğin son zamanlarda akustik tavan paneli yerine, yüksek teknoloji ürünü olarak geliştirilmiş akustik püskürtme kimsayal ürünlerle tavan yüzeylerini kaplamayı tercih ediyoruz. Tabii ki sürekli malzeme takibi yapıyor, mümkün olduğunca fuarları ve basılı-dijital yayınları takip etmeye çalışıyoruz. Yeni malzemeleri tanıyıp, teknik özelliklerini de iyice kavradıkça onları tasarımımıza göre nasıl şekillendireceğimizi de öğreniyoruz. Kısaca, elbette dönem dönem daha çok kullandığımız malzemeler mevcut ancak özellikle kullanmayı sevdiğimiz malzemeler var demek doğru olmayacaktır. Mekânın fonksiyonu ve bu fonksiyon açısından öne çıkan beklentiler seçimlerimizi belirliyor.

İş Yatırım

Tüm dünyayı etkisi altına alan COVID- 19 salgınından sonra artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı konuşuluyor. Bu bağlamda önümüzdeki dönemde ofis ve perakende mekânlarının tasarımında neler değişecek?

Covid-19 tüm dünyanın rutin düzeninde yapısal anlamda değişim getirdi. Henüz sonuçlarını ve sürecin tümünü yaşamadığımızı da biliyoruz. Oluşan yeni durum, bizde tamamıyla yeni bir paradigmaya geçiş gerektiriyor. Bu yeni düzende, aslında bazı şeyler teknoloji ve sürdürülebilirlik hakkındaki sorularda da belirttiğim gibi, gerçekleşmekte olan dönüşümlerin çok daha hızlı bir geçişine izleyici oluyoruz. Örneğin, ev-ofis alanlarından bahsetmiştik, bu alanlar şimdilerde neredeyse karantinada olduğumuz halde teknoloji sayesinde pek çok kişinin işe gitmeden işine devam edebilmesine dönüştü. Pek çok kişi her şey normale dönse dahi çalışma şekillerini değiştirmeye şimdiden karar verdiler. Buradaki temel sorun ise, bizdeki beklentilerin genel olarak ofislerin, daha “ev”sel hale gelmelerindense, şu anda evlerin “ofis” alanlarına dönüşmesi. Bu geçişte, çok daha bireysel düzeyde bir ofis dönüşümü yaşanıyor. Pek çok ofis alanı ise, şu anki gerçeklikte hiç de verimli olmayan ve çalışanların kendilerini çok da güvende hissetmedikleri yerler olarak görülüyor. Geleceğin “ofisi” meselesi hepimizin üzerinde çalıştığı, geçiş projeleri de dahil olmak üzere, yeni bir formatta olacak. Şu andan biliyoruz ki, güven, şeffaflık, hijyen, teknoloji ve geçişgenlik (yani alanların dönüşebilirliği, daha az formal alanlar) yeni ofis kavramının önemli karakteristik özellikleri olmak zorunda. Bu konudaki çalışmalar devam edecek. Çünkü şehirlerde de ofislerdeki bu dönüşümün etkileri yaşanacak. Perakende alanlarında ise dönüşüm çoktan başladı. Perakende noktaları farklı ihtiyaçları karşılayacak formatlarda dönüşecekler gibi görünüyor. Çünkü hepimiz teknoloji ve online ticaret sayesinde hiçbir perakende noktasına gitmeden tüm ihtiyaçlarımızı evlerimize alabildik. Ancak yine de sosyalleşme hepimizin ihtiyacı. Sosyalleşme ve bir araya gelme kültürünün farklı yapı taşları perakende noktalarının da yeni karakteristiklerini oluşturacak gibi görünüyor.

Fiba Perakende Grubu

Özgürce üretmek için sabırsızlandığınız bir hayaliniz ve bu hayalin bir öyküsü var mı?

Şu anda Covid-19’un hepimizi bambaşka bir paradigmaya taşıdığından bahsetmiştim. Bu dönem çok düşündüğüm ve üzerinde çalıştığım bir dönem oldu. Açıkçası, Covid’in başlangıcından beri şehirlerde, ofis binalarında ve dikey mimari dediğimiz formattaki çok katlı ofis bölgelerinde ciddi bir sessizlik hakim. Bu binalara girişler ve kullanımları çok düşük kapasitelerde günümüz şartlarında. Son dönemde benim hayalim, bu büyük çok katlı binaların kullanım alanları olarak yeniden yapılandırmalarını projelendirmek. Bu çok yönlü ve sadece mimarinin çalışamayacağı bir proje. Örneğin psikologların, sosyologların, mühendislerin ve çalışanların da bir arada kollektif olarak geliştirecekleri bir çalışmadan bahsediyorum.


Yorum yaz...

Teşekkür ederiz. Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.
Üzgünüm. Yorumunuz gönderilemedi. Lütfen tekrar deneyin.
  • (Yayınlanmayacak)