Biyofilik Tasarım Yön Değiştiriyor

Biyofilik tasarım bir süredir mimarlık gündeminin öne çıkan başlıklarından biri. Ancak “iç mekâna bitki koymak” ya da “doğal malzeme kullanmak” gibi yüzeysel yaklaşımlar artık pek de yeterli görülmüyor. Tasarım dünyasında belirgin bir eşik aşılmış durumda: biyofili, dekoratif bir tercih olmaktan çıkıp, nörobilim, sürdürülebilirlik ve çok duyulu mekân deneyimini bir araya getiren bütüncül bir tasarım disiplinine dönüşüyor.
Son dönemde öne çıkan yaklaşım, niyetli biyofilik tasarım. Yani söz konusu olan doğayı yalnızca mekâna eklemek değil; doğa gibi çalışan, doğayla birlikte düşünen mekânlar tasarlamak. Bu değişim, biyofilik tasarımın artık sürdürülebilirlik literatürünün kalıcı bir parçası haline geldiğini de net bir biçimde gösteriyor. Bir projede biyofiliyi bilimsel temelleriyle uygulayan mimarlık ofisleri, bu yaklaşımı sonraki projelerine de taşıyor; hatta global ölçekte çalışan birçok ofiste biyofilik tasarım raporları ve tasarım kalıpları, yeni ekip üyeleri için temel okuma listelerine girmiş durumda.
Bu dönüşüm yalnızca estetikle sınırlı değil. Tasarım süreçlerinde nöroçeşitlilik ve sistem entegrasyonu kavramları giderek daha fazla yer tutuyor. Biyofilik stratejiler artık sonradan eklenen unsurlar değil; mekanik sistemlerden cephe tasarımına, aydınlatmadan malzeme seçimine kadar yapının omurgasına entegre ediliyor. Bunun en önemli nedeni ise net: biyofilik deneyimin, bütçe revizyonları sırasında “ilk vazgeçilen kalem” olmaktan çıkarılması. Yeşil mimarlığa merhaba!

İyileştirici...
Özellikle çocuklar ve yaşlılar için geliştirilen mekânlarda, travma duyarlı tasarım ile biyofilik tasarım arasındaki bağ güçleniyor. Araştırmalar, doğayla tekrar eden temasın yalnızca iyileştirici değil, aynı zamanda önleyici bir etki yarattığını ortaya koyuyor. Bu da biyofilik tasarımı, mimarlıkta bir “iyi hissettirme” aracı olmaktan çıkarıp, mekânsal bir sağlık stratejisine dönüştürüyor. Bir diğer dikkat çekici gelişme ise dijital araçlar tarafında yaşanıyor. Tasarım ofisleri, biyofilik ilkeleri üretken yapay zekâ ve parametrik araçlarla birlikte düşünerek, daha derin ve çok katmanlı çözümler üretiyor. Bu yaklaşım, biyofiliyi yalnızca bir kavram değil, rekabet avantajı yaratan bir tasarım yetkinliği haline getiriyor. Güzel haberler bunlarla sınırlı değil. Tüm bu dönüşümün somut bir çıktısı da ufukta görünüyor: Biyofilik tasarım alanının temel başvuru kaynaklarından biri olan Nature Inside: A Biophilic Design Guide’ın ikinci baskısı, 2026 yılında RIBA Publishing tarafından yayımlanmaya hazırlanıyor. Yeni edisyonun, biyofilik tasarımın geldiği bu çok disiplinli noktayı yansıtması bekleniyor. Alanında ar-ge çalışanlara duyurulur...