Sürdürülebilir Malzeme Kararlarının Sessiz Gücü

Dilhan Hız
Bir mimar proje masasında neyi konuşur? Genellikle cepheyi, planı ve oranı. Ama aslında binanın iklimle ilişkisini asıl belirleyen şey, çoğu zaman kimsenin görmediği katmanlardır. Çatı altlıkları, geosentetikler, drenaj ve yalıtım katmanları… Bu görünmez kahramanlar binanın yaşlanma biçimini, bakım ihtiyacını ve çevresel etkisini doğrudan etkilerler.
Son dönemde geri dönüştürülmüş plastiklerden üretilen yeni nesil geosentetikler tam da bu noktada mimarların önüne gerçek bir tercih koyuyor. Sadece “çevreci” olduğu için değil; dayanıklı, uzun ömürlü ve teknik olarak güvenilir oldukları için de çok kıymetliler. Geri dönüştürülmüş PET ve polipropilen bazlı bu malzemeler, klasik ürünlerle aynı performansı sunarken, yapı malzemesinin yaşam döngüsünü baştan sona yeniden düşünmeye zorluyor. Sürdürülebilirlik de tam olarak böyle bir şey zaten.
Mimar için asıl kritik soru
Peki, bu noktada mimarların sormaları gereken soru ne? "Bu malzeme yapıya ne kadar hizmet ediyor ve benden sonra neye dönüşüyor?"
Yeni nesil çatı altlıkları ve geosentetikler, bu soruya ilk kez tatmin edici bir yanıt veriyor. Çünkü artık “atıktan üretilmiş” olmak, kalite düşüşü anlamına gelmiyor. Aksine, kontrollü üretim ve test süreçleriyle bu malzemeler, su yönetimi, hava geçirgenliği ve yapısal koruma açısından mimarın elini güçlendiriyor.

Türkiye cephesine baktığımızda konu daha da anlamlı hale geliyor. Artan sıcaklıklar, ani yağışlar ve yoğun güneş yükü, yapı kabuğunu her zamankinden daha kritik bir meseleye dönüştürmüş durumda. Özellikle Akdeniz ve Ege gibi bölgelerde çatı sistemleri artık sadece “üst örtü” değil, iklimle mücadele eden aktif birer katman. Buna rağmen şantiye pratiğinde hâlâ “en ucuzu” tercih edilen, kısa ömürlü çözümler yaygın. Biz neden hiç değişmiyoruz?
Oysa günümüzde mimar daha bilinçli bir seçim yapabilir. Daha az bakım isteyen, daha uzun ömürlü, geri dönüştürülebilir ya da biyobazlı malzemelerle çalışan bir çatı sistemi; hem yapının performansını artırır hem de proje ölçeğinde gerçek bir sürdürülebilirlik adımı yaratır. Üstelik bu adım, gözle görülmeyen ama raporlarda, sertifikalarda ve yapının yıllar sonraki hâlinde kendini net biçimde belli eden bir adımdır.