EkoYapı Dergisi - Ekolojik Yapılar ve Yerleşim Dergisi

​NK’Mip Desert Cultural Central Çölün Ortasında Ve Çöle Uyumlu

Yaşanabilir bir alan oluşturulmuş yeşil çatıyı ayakta tutan sıkıştırılmış toprak duvarlar binaya etkileyici bir görünüm kazandırıyor. Ayrıca yerel bitkilerin korunması ve yetiştirilmesi için elverişli bir alan yaratıp, binanın ısı stabilizasyonuna da katkıda bulunuyor.

Hotson Bakker Boniface Haden architects + urbanistes, karmaşık kent problemlerine getirdiği yaratıcı çözümlerle tanınmış Vancouver’lı bir mimarlık şirketi. Yaptıkları projelerin odağı genellikle mekanın formu, tasarımın çevreyle ilgisinin geliştirilmesi ve bölge halkına uyumunun sağlanması üzerine. Kültürel binalar, okullar, kampüs binaları, kamusal ticaret alanları, belediye binaları, yeniden yapılandırılmış alanlar ve başlıca kent planlamaları projelerinin çoğunluğunu oluşturur.

Kanada başta olmak üzere Amerika, Avustralya ve Çin’de planlama ve mimari projelere imza atmışlardır. Projelendirme ve tasarımın yanı sıra proje koordinatörlüğü, danışmanlığı, tasarım danışmanlığı, tasarım yönetimi, şehir planlama, kira koordinasyonu gibi hizmetler de vermektedirler.

Nk’Mip Desert Kültür Merkezi, Kanada’da, Britanya Kolombiya’sında keşfedilen sıra dışı çöle spesifik ve yenilenebilir bir karşılık olarak inşa edildi. Great Basin Çölü’ne komşu arazideki (yaklaşık 6,5 km2 bir kısmı Osoyoos Yerli Kabilesi tarafından koruma altına alınmış) bu kültür merkezi neredeyse 1110m2’lik bir alan kaplıyor.

Yapının kapalı ve açık alanlarında, kabilenin tarihini ve kültürünü anlatan sergiler düzenleniyor ve yerlilerin bölge iklimiyle uyumunu yansıtıyor. Çöl manzarasında sıra dışı bir şekilde öne çıkan yeşil çatı, sıkıştırılmış toprak duvarlar tarafından ayakta tutuluyor. Toprak duvar çölün renk ahengine uyumuyla adeta Nk’Mip’in kamuflaj etkisi yaratıyor. Duvarın oldukça yüksek olması çöl dokusunu ziyaretçilerin göz hizasına yükseltiyor ve arka plandaki dağlarla kontrast oluşturuyor.

Nk’Mip Desert Kültür Merkezi, Kanada’nın en olağanüstü ve aynı zamanda yok olma tehlikesi altında olan doğal bölgelerinden birinde konumlanmakta. Meksika’ya kadar uzanan Büyük Amerika Çölü’nün en kuzey noktasında yer alan arazi, oldukça nadir görülen iklim koşullarına sahip. Ayrıca Kanada’nın en büyük el değmemiş toprakları olan bu arazinin bir kısmı Osoyoos Yerli Kabilesine ait. Bu sebeplerle de projenin yenilenebilir olmasının en büyük nedeni kabilenin kültürel değerlerini ve bölgenin faunasına zarar vermemek.

Böylesine ekstrem bir alanda yenilenebilir bir yapı tasarlamak ve inşa etmek de oldukça zorlu bir görev. Sıcak, kuru yazlar ve serin, kuru kışlar -18 ve 33 derece arasında oynayan sıcaklıklara sebebiyet veriyor ve hatta yazın sıcaklık 40 derecelere kadar yükseliyor. Yerleşim ve oryantasyon sürdürebilir anlamda ilk stratejik adım, bu sebeple binanın bir kısmı yer altına gömülerek ısı değişimleri azaltılmış ve güneş ışığını dengelemek içinse pencereler güney batı cephelerine yerleştirilmiş.

Projenin bir diğer önemli yenilenebilir yaklaşımı ise; tüm ısı değişimlerine meydan okuyan, 80 m uzunluk, 5,5 m yükseklik ve 60 cm kalınlığıyla Kuzey Amerika’nın en büyük sıkıştırılmış toprak duvarına sahip olması. Yerel toprak ve kumlara karıştırılmış çimento ve renk vericilerle inşa edilen duvar, kışın ısıyı tutuyor ve yazın da bir bodrum kat etkisi yaratarak binanın serin kalmasını sağlıyor.

Ayrıca yaşanabilir bir alan oluşturulan yeşil çatı binaya bulunduğu çevre içinde bir imza niteliği vermekle kalmıyor, yerel bitkilerin korunması ve yetiştirilmesi için çok elverişli bir alan yaratıyor ve binanın ısı stabilizasyonuna katkıda bulunuyor.

Nk’Mip Desert Kültür Yerleşkesi, su tasarrufu ve atık su kullanımı açısından da tasarımında ince ayrıntılara yer vermiş. Çöl ortamında suyun önemi büyük. Girişteki toprak duvar boyunca devam eden su yedekleme kanalı ziyaretçileri “suyun önemi” temasıyla karşılıyor.

Nesli tükenmekte olan çıngıraklı yılanlar ziyaretçilerin ilgisini çekmekte. Kabilenin ödüllü araştırma projesi bu yerleşkede sürdürülüyor. Yakalanan yılanlar etiketleniyor ve vücutlarına yerleştirilen microchiplerle doğaya tekrar bırakılıyor. Bu sayede çoğalmaları gözlemlenen tür, kabile üyeleri sayesinde yok olma tehlikesinden kurtulma yolunda.

Jacques Herzog and Pierre de Meuron, 1950’de İsviçre’nin Basel şehrinde doğdular ve 1970’ten 1975’e kadar Zürih Federal Swiss Teknoloji Enstitüsinde (ETH) okudular. 1978’te Basel’de Herzog & deMeuron’u kurdular. Uygulama alanları tekli küçük konutlardan geniş konut bölgesi düzenlemelerine kadar uzanıyordu. Projelerinin büyük bir çoğunluğunda kamusal alanlar göze çarpıyordu, fakat özel konut projeleri, ofisler ve fabrikalar gibi bir çok seçkin projeye de imza attılar. Jacques Herzog ve Pierre de Meuron, 1994’ten beri Harvard Üniversitesi Tasarım Yüksek Okulu’nu konuk profesör olarakziyaret ediyor ve 1999’dan beri de ETH Zürich yüksek öğretim veriyorlar. 2001’de Pritzker Ödülü ile onurlandırıldılar.


Yorum yaz...

Teşekkür ederiz. Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.
Üzgünüm. Yorumunuz gönderilemedi. Lütfen tekrar deneyin.
  • (Yayınlanmayacak)